Arnavutluk Gezisi

Screenshot_20191214-151852_Gallery
Screenshot_20191214-151707_Gallery
20190821_112114
Screenshot_20191214-155756_Gallery
Screenshot_20191214-155747_Gallery
Screenshot_20191213-214700_Gallery
20190821_072427
20190821_072225
Screenshot_20191214-155733_Gallery

İşkodraya doğru ilerlerken bunker denilen sığınaklar gözümüze çarpıyor. Bu savunma alanları mantar gibi olup, küçük bir penceresi olan, içeride 180 derece açıyla silahı yerleştirdiğiniz ve karşıdan gelenlere ateş açabildiğiniz, yukarıdan gelen bombardımanlara karşı da gayet sağlam olan mevzii yerleri.

İşkodra da halkın çoğu bisiklet kullanıyor, lüks arabalar çoğunlukta, özellikle üç arabadan biri mercedes. Lüks arabaların çoğu çalıntıymış. Kaçak sigara, tütün, 16'lı silah, sepet anten İşkodra çarşısında rahatlıkla bulabileceğiniz ürünler.

Şehrin merkezinde trafiğe kapanan güzel bir caddesi var, sabah saat 8 itibariyle burada corza (piyasa) başlıyor ve 10.30 da bitiyor, daha sonra sokakta kimseyi göremiyorsunuz, insanlar iki saat için giyiniyor, süsleniyor, piyasaya çıkıyor. Arnavutlar da müslüman olan da var, hiristiyan da. Ve gayet mutlu saygılı yaşıyorlarmış.

Rozofa Kalesi; Rozofa kralın gelinidir Hamile ama eşinden değil, bu dönemde bir kale yapmaya çalışıyorlar kaleyi gündüz yapıyorlar, gece yıkılıyor, tekrar yapıyorlar, gece yıkılıyor, bunun üzerine  tanrılara danışalım diyorlar ve yanıt kısa sürede geliyor, içinizde bir günahkar var diyerek Rozofa'nın öldürülmesi gerektiğini ancak bu takdirde kalenin yapımının tamamlanacağını söylüyorlar..Rozofa da bu durumu kabul ediyor, yalnız diyor ki ''Bir elimi dışarıda bırakın çocuğumu seveyim, bir göğsümü dışarıda bırakın çocuğumu emzireyim, bir gözümü dışarıda bırakın çocuğumu görebileyim ''. Bu şekilde kendisini gömüyorlar. Günümüzde kalenin tepesinden köpüre köpüre gelen bir su var, Rozofa'nın sütü diyorlar buna.

İşkodra Kalesi aynı zamanda Balkan Savaşlarında elimizden çıkan son kale

İşkodra gölünde tatlı su balıklarını ve satanları görüyoruz.

Ülkenin % 60 dağlık. Kendilerine Arnavut demiyorlar. Şiptar diyorlar. Ülkeye de Şifonya diyorlar, kartallar diyarı demek. Bayraklarında da çift başlı kartalları görüyoruz. Konuştukları dil Arnavutça. Latin Alfabesini kullanıyorlar, bazı özel seslere ait noktalı harfleri bulunmakta

Arnavutluk denilince iki lider akla geliyor. Biri Enver Hoca, diğeri de Gjergj Kastrioti diğer adıyla İskender Bey. Bizim bildiğimiz Büyük İskender değil. Osmanlının Balkanlar da ilerleme kaydettiği dönemde buraya geldiklerinde yapılan savaş sonucunda Edirne Sarayına götürülmek üzere kendisini alıyorlar devşiriyorlar ve müslüman oluyor. Gerçekten gözü pek, korkusuz, doğru kararlar verebilen bir asker olarak kendi memleketine görevli geri dönüyor. Buraya gelince dinini tekrar değiştirdiğini açıklıyor ve Osmanlıya kafa tutuyor, İskender Bey'in simgesini bir kaç yerde görüyoruz, özellikle Kastrioti yazan benzin istasyonlarında da gördüğümüz, bir şapka ve üzerinde keçi boynuzu onun simgesi. Arnavutların inatçı olduğu da hep söylenir, bu sembol bize bunu hatırlattı.

Ama şöyle de bir hikaye var; savaş zamanı keçi boynuzlarına doladıkları çaputları, gece yakınca, hayvanlar can havliyle sağa sola kaçışırlar ve de düşman karşı tarafın donanmasını kalabalık zannederek hücüm etmekten vazgeçermiş.

İskender Bey'in anıt mezarının yanından geçiyoruz. Yıkık halde bir kilise, sütunlar ve Arnavutluk Bayrağını görüyoruz. Orjinal bir mezar değil içi boş. Tepede de İskender Bey'in heykeli var. İskender Bey'in kemiklerinin tılsımlı olduğu, taşıyana güç cesaret verdiği söylentisi ile kemikleri mezardan çıkartılarak kolye v.s yapılmış.

Diğer bir lider Enver Hoca'ya gelince; Hoca lakabıyla camii hocası gibi düşünmemek gerek, ikinci dünya savaşı sıralarında Fransaya gitmiş, Fransızca öğrenip, öğretmen olarak ülkesine dönmüş. Tam o dönemde de bu ülke İtalyanların işgali altına girmiş. Ülke büyük değişim göstermiş özellikle Tiran da tüm kamu binalarını İtalyanların yaptığı sonraları Çin ve Rusyanın da yaptığı binalar şehirde  kendini göstermiş, bunların dışındaki binalar adeta köy evleri havasında kalmış.

Enver Hoca buraya geldiğinde ilk işçi partisini kuran grubun içerisinde yer almış ve kısa zamanda İtalyanları buradan püskürtüp, başbakan olarak tarih sahnesine çıkmış. Kendisinin bir söylemi var ''Arnavutluk dünyanın ilk ve tek köminist, ateist devleti olacaktır''

Bu söylemden yola çıkarak ülkeyi buna göre hazırlıyor ve 46 yıl boyunca demir yumrukla ülkeyi yönetiliyor. Ülkeye gelir gelmez her kente uğrayan demiryollarını geliştiriyor. Dinin yaşanmasını da yasaklıyor. Sosyal konutlar yaptırıyor Tito gibi, ama her bir odada bir aile yaşayacak şekilde yapılıyor. İbadet etmek yasak demiştik, ibadet edenleri ihbar etmeyenler en az onlar kadar cezalandırılıyor. Daha sonra Radyo Kurumunu açıyor, çünkü kendi düşünce ve fikirlerini halkına empoze ettirmek, bilinç altına yerleştirmek istiyor. Bir süre sonra ülkeye televizyon geliyor. Televizyonun ilk açılış konuşması da çok ilginçtir. ''Günaydın Sayın Başkan'' Zira televizyon bir tek Enver Hoca da var.

Bu ülke  o dönemde günümüzdeki Kuzey Kore gibi kapalı bir ülke. Dışarıdan ziyaretçi alımı sınırlı olup, yılda sadece 3 bin kişinin gelmesine izin veriliyor, o da Makedonya Ohri ye gelen Hollandalı turistlerin günü birlik girişleri. İş amaçlı gelenlerin de propoganda yapması yasak olduğu gibi onları takip eden sivil görünümlü polisler var

Muhalif sesler çıkması halinde de başkent Tiran a çok yakın Elbasan şehri yakınlarına bir hapishane yaptırıyor ve onları burada topluyor.

Enver Hoca daha ölmeden önce kendisi için büyük bir anıt mezar tasarlatıyor. Buna Tiran Pramiti diyorlar  ama kendisi normal bir mezarlıkta gömülü, bugün adını ananda yok oysa bu ülkede ençok Enver adı yaygın o dönemden kalan bir etki.

Enver Hoca'nın yaptığı iyi şeylerden biri; iki topluluk varmış burada biri dağlık bölgede yaşayan gega diğeri sahil kesimde yaşayan toska bunları birleştirmeyi başarmış ikinciside okuma yazma oranını % 98 e çıkarmış

Enver Hoca ölünce halkın eli kolu bağlı kalıyor, fabrikalar işleyemeyecek duruma geliyor, ve Adriyatiğin tam karşısına İtalya'ya gidiyorlar, İtalyan mafyasından yasa dışı işleri ögreniyorlar

Arnavutluk Avrupa Birliği üyesi değil öyle bir düşüncesi de yok

Enver Hoca; İtthat ve Terakki Cemiyetinden geliyor, Enver, Talat ve Cemal Paşalar bu balkan coğrafyasında sevilen kişilerdi. Enver Hocanın ailesi de müslüman kökenli bir aileydi. Arnavutlar, Osmanlı'ya en yakın ve sadık millet olmuşlardır tarih boyunca. Abdülhamit'ın korumaları kahvecibaşısı, tatlıcıbaşısı, şerbetçibaşısı hep Arnavut kökenliymiş.

Arnavut ciğerine değinecek olursak burada bunu ne seven ne de yapan varmış. Balkan Savaşları esnasında İstanbul'dan gelip yerleşen Arnavutlar ekonomik sıkıntılar neticesinde sakadatı değerlendiriyorlar ve bu beğeni kazanıyor ''kim yaptı, Arnavut yaptı, Arnavutun Ciğeri'' diyerek günümüze kadar geliyor.

Elbasan tava  ise tam da buranın Elbasan şehrinden çıkmış, paçadan yapılan bu yemeği yiyen sultan çok beğeniyor, adına paça demek kaba olacak diye Elbasan tava demişler.

Türkiye'de pırasa böreğini Arnavutların çok yaptığı ve sevdiği söylenir, aslında bununda gerçekle alakası yokmuş, pılasa demekle  doydum demek istiyorlarmış.

Arnavutlar açık sözlü, deli dolu, aklından geçeni söyleyen, bir anda sinirlenip  bir anda gözleri dolan topluluk.

Para birimi lek, adını da buranın Anayasasını yazan kişiden Lek Duvagidi'den almış. Anayasadan ziyade sözlü yasa daha geçerliymiş. Besa söz demekmiş.

Bu yazı Şiir kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir