Bosna – Hersek Gezisi

Screenshot_20190914-154500_Gallery
Screenshot_20190914-153449_Samsung Internet
20190818_134341
20190818_140044
20190818_132009
20190818_140206
20190818_154942
20190818_161201
IMG-20190827-WA0040
20190818_163518
20190818_164649
20190818_164736
20190818_165745
20190818_165755
20190818_165811
20190818_165902
20190818_170240
20190818_170935
20190818_170943
20190818_170949
20190818_171004
20190818_171007
20190818_171043
20190818_171052
20190818_171524
20190818_171537
20190818_171540
20190818_171528
20190818_171543
20190818_171906
20190818_171909
20190818_171913
20190818_174229
20190818_171919
20190818_171928
20190818_172218
20190818_172829
20190818_172848
20190818_172858
20190818_173539
20190818_173601
20190818_173605
20190818_174158
20190818_174242
20190818_174255
20190818_175031
20190818_175050
20190818_175401
20190818_181802
20190818_181924
20190818_183040
20190818_194258
20190819_084030
20190819_090704
20190819_090818
20190819_091020
20190819_091028
20190819_091951
20190819_091808
20190819_091828
20190819_092147
20190819_101115
20190819_101313
20190819_101149
20190819_101258
20190819_101313
20190819_101457
20190819_103505
20190819_112331
20190819_112507
20190819_120211
20190819_114420
20190819_120417
20190819_120545
20190819_120553
20190819_120804
20190819_120907
20190819_122425
20190819_123024
20190819_123912
20190819_123927
20190819_124023
20190819_124225
20190819_125759
20190819_125656
20190819_125734
20190819_125759
20190819_130050
20190819_125714
20190819_130118
20190819_131316
20190819_130546
20190819_131345
20190819_131349
20190819_140726
Screenshot_20190914-095747_Samsung Internet
Screenshot_20190914-133348_Samsung Internet
Screenshot_20190914-133331_Samsung Internet
20190819_144043
20190819_160703
20190819_151240
20190819_150829
20190819_150936
20190819_150924
20190819_151024
20190819_151416
20190819_151155
20190819_150528
20190819_190005
20190819_185708
20190819_185721
20190819_185700
20190819_185558

 

Eski Yugoslavya'dan ayrılan Bosna-Hersek'i ziyaret ediyoruz. İlk ayrılan ülke Slovenya, sırasıyla Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Kosova. Bosna ülkenin kuzey, Hersek güney bölgesi. Eğer Sırplar denge politikasına devam etmezlerse yakın bir tarihte ayrılacak bir diğer grupta Macaristan'a bağlanacak olan Vojvodina bölgesi. (Şu an Sırbistan özerk bölgesi)

Bu kadar farklı milleti birarada tutmayı başaran lider Josip Broz Tito, lakabı Grujoy Tito; arkadaşım, yoldaşım Tito (Ti şu demek, To yap demek, herkese şunu yap, bunu yap dediğinden bu lakab verilmiş kendisine), bu ülkenin başına komünizm ile  gelmiş ama farklı bir anlayış getirmiş, çalışan her bir işçiyi maaşları karşılığında zorunlu olarak ev sahibi yapmaya yöneltmiş bir lider.  Aynı zamanda öz yönetim denilen sistemle  her işçi masa başına oturup, çalıştığı iş yeri hakkında duygu ve düşüncelerini aktarabilme iradesine sahip olmuş, yıl sonunda şirket karından belli bir oranda kendine düşen payı alabilmiştir. Eğitimde, sağlıkta vatandaşına ücretsiz hizmet vermiş, tatil masraflarının büyük bir bölümünü devlet karşılamış, umut vaad eden gençleri, yurt dışı eğitimleri de dahil  tüm giderlerini karşılayarak yetiştirmiş, ülkeye kazandırmıştır. O dönemde zengin -fakir diye bir ayırım olmadığından herkes orta direk ve gayet mutlu yaşar,  ibadetlerini dilediği gibi yapar bu konuda baskı ile karşılaşmazlarmış.

Yolumuza devam ederken kafa karıştıran levhalar görüyoruz. Örn ''Sırbistan'a Hoşgeldiniz '' yazısı oysa biz Bosna-Hersek'e gidiyoruz. Bu ülke kantonlar halinde yönetilen bir ülke. Geçtiğimiz güzergahtaki dini yapılar ile bayraklar bize burada yaşayan etnik grubun kim olduğunu gösteriyor. Biz şu an ülkenin Sırp nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgeden geçiyoruz. Ama başkentte müslüman nüfusun çoğunlukta olduğunu göreceğiz. Ülkenin güney kısmında da Boşnak ve Hırvat nüfus karşımıza çıkacak. Kantonlar halinde yönetiliyor demiştik ya bayraklarından tutun polis kıyafetlerine, basılan paraya kadar farklılık gösteriyorlar, Sırp bolgesindeki polis arabalarında kiril alfabesiyle polis yazarken, Bosna da Latin alfabesi ile Polis yazısını görüyoruz. Balkan ülkelerinin çoğunda  Kiril alfabesi kullanılıyor, bu alfabe Makedonya'daki Kiril ve Metodius kardeşlerin çalışması ile ortaya çıkmıştır. Günümüzde 300 milyondan fazla insan kullanıyor bu alfabeyi, bazı farklılıklar var tabii mesela Slav dilini konuşmakla birlikte latin alfabesini tercih eden Boşnaklar gibi. Slav dilinin kökeninde de Sırpça ve Hırvatça yatmaktadır.

Tito bu kadar güzel bir sistemi geliştirirken ülkenin herbir köşesine eşit davranıyor, birini diğerinden ayırmıyor, o dönem Volkswagen Golf marka arabanın üretim bandını Yugoslavya'ya kurdurmuş, motor aksamı Belgrad'ta, kaporta kısmı Bosna - Hersek'te, iç aksamı Makedonya'da, beyin kısmı Slovenya'da, debriyaj v.s Hırvatistan'da yapılıyormuş yani bir aracı üretirken bile bölgeleri birbirine bağlamış. Yugoslovya daha o yıllarda kendi aracını üretmiş ve adına da Yugo demişler. Yugoslavya; (yugo güney demek) güney de yaşayan Slavlar demek, kuzeyinide Rus, Ukranya'da yaşayan Slavlar olarak düşünebiliriz. Tito döneminde, Uzay teknolojisini bile geliştiriyorlar hatta  bir söylem var Amerika'ya 60'lı yıllarda aya ayak basmasındaki teknolojiyi satan Yugoslavyaymış. Bu kadar güçlenince Amerika karşısında bir güç görmek istemediğinden Tito öldükten sonra bu ülkeyi etnik milliyetçilik üzerinden bölmeye çalıştı. Oysa o dönem insanlar komşularının ırkını dinini merak etmez gayet mutlu saygılı yaşarlarmış.

Yol  selamlayan şoförlerden hangi etnik kökenden olduklarını anlayabiliyoruz.  Sırplar üç parmaklarını kullanırlar. İşaret, baş, orta. Müslümanlar bu parmakları kullanmazlar, hiristiyanların hac çıkarmak için kullandıklarını ve yine müslümanları  öldürürken tetiğe basarken bu üç parmağı kullandıklarını söylerler. Buna Sırp tripotuda derler. Kosova'da Sırp Tripotu Anıtını'da göreceğiz. Müslüman şoförler ise tek parmakları ile selamlarlar, Allah bir demek. Yine müslümanlar kahve içerken kulplu fincanı tercih etmezler, kulbu tutmak için yine bu üç parmak kullanıldığından, Boşnak kahvesi içerken kulpsuz, kılıflı bir fincanda içilir ve eliniz o fincanı tutarken ister istemez bir hilal işareti şeklini alır.

Slovenya Avrupaya en yakın ve katolik bir devlet, biz ayrılacağız söylemini dile getirince Avrupalılar hemen kabul ediyorlar çünkü hayat seviyesi günümüzde bile çok yüksek, akabinde Makedonya ayrılmak istiyor ama fakir ülke, kimse umursamıyor. Bosna Hersek'te bir lider çıkıyor Aliya İzzetbegoviç Balkanlar'da islam temelli bir devlet kurmak istiyor. Boşnakların da talebi ile refarandum gerçekleştiriliyor. Referandumdan sonra Sırplar, Türklerle karşılaştıkları o ilk günün kuyruk acıları ile soykırımı başlatıyorlar. Bosna savaşı diyoruz bazen dil alışkanlığı ama bu bir savaş değil, savaş olabilmesi için en az iki ülke olmalı ve iki  ülkeye ait şehitler, şehitlikler olmalı burada sadece Boşnakların, Bosnalıların ve müslümanların mezarlarını görebiliyoruz.

Boşnak deyince bizler onları Türklerden ayrı tutmuyoruz, Türkiye'de yaşayan  birçok Boşnak vatandaşımızı da. Aslında onlar  Türk değiller, slav kökenli bir milletten geliyorlar. Ayrıca her Boşnak ta müslüman değil, bu bölgede yaşayan Hırvat ve Sırpların baskısı altında kalmışlar. Sırplar ortodoks, Hırvatlar katolik olmaları konusunda tarihleri boyunca baskı yapmışlar. İlk temel inançları protestanlığa çok yakın bir inanç olan bogomillik. Osmanlının Balkanlara ilerlemesi ile birlikte kendilerini islamiyete daha yakın hissediyorlar ve kabul ediyorlar, Türkleşiyorlar hatta diğer gruplar kendilerine Turcin diyorlar

Bosna Savaşı nasıl çıktı dersek; Tito öldükten sonra Devlet Başkanı olan Slobodan Miloseviç, Tito'nun hassas dengeler üzerine kurduğu yapıyı kısa sürede alt üst ederek Yugoslavya'yı  ve Balkanları felakete sürükledi. Yugoslavya'nın ağır silahlarını, toplarını ellerinde bulunduran Sırplar, Saraybosna'ya ulaştılar, şehri 3.5 yıl kuşatma altında tuttular. Slobodan Miloseviç'in desteğiyle Sırp güçleri, Boşnaklar ve Hırvatlar üzerinde soykırımı ateşlemişler, masum güçsüz, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden katliam yapmışlardır. Sırplara göre olay çok basitti; Boşnaklar ayrılma isteğini dile getirdiler Sırplar da biraz öfkeli davrandılar iç savaşa benzer bir hadise yaşandı. Oysa savaş patlamadan önce herşeyin planını yapmışlardı kurşunun hangi eve gideceği çok önceden belirlenmiş hangi mahallede müslümanlar yaşıyor, hangi devlet dairesinde çalışıyorlar bunlar tesbit edilmiş ve Saraybosna'yı kuşattıktan sonra civar köyler de dahil soykırıma girişmişlerdi. Srebrenitsa dediğimiz bölgede 8.372 kişi hayatını kaybetmiştir . Birleşmiş Milletler denetiminde güvenli bölge ilan edilmiş ve bu bölgede de Boşnaklar silahsızlandırılmıştı, bölgeye Hollandalı askerleri tayin edilmiş, bu askerler katliama başlamadan önce videoların karşısına geçip ''Türklerden intikam almanın zamanıdır'' diyerek, kayıt tutmuşlardır. Aslında karşılarında Türk yok, Turcin denilen Boşnaklar vardı. Hollandalı askerler 24 saat katliamda bulunmuşlar, kaçabilen kurtulan insan sayısı çok az olmuştu. Bu insanların hayata tutunmasını sağlayan tek şey vardı. Umut Tüneli dedikleri  yer. O dönemde havalimanı Birleşmiş Milletler kontrolünde olup şehre bir şey girmesine kesinlikle izin verilmiyordu, havaalanının altından Sırp mevzileri arasından geçen 800 metre uzunlığunda, bir metre genişliğinde, birbuçuk metre yüksekliğinde özgür dünyaya açılan bir  tünel. 4 ay, 4 gün gece gündüz çalışılarak kazılmış.(1993) Şehre gelen her türlü desteği oradan tedarik etmişler bu sayede 300 bin insanın hayatta kalması sağlanmış. Bu dönemde hiç kimse yardım etmedi mi derseniz; güneyde Hırvatlar, Boşnaklarla işbirliği yapmışlar Sırplara karşı ama daha sonra Boşnakları sırtından vurmuşlar. Mostar Köprüsünü yıkanlar Hırvatlar olmuş, Adriyatik üzerinden bin tane silah geliyorsa Saraybosna'ya, bunun  70 -80 tanesi ulaşabilmiş ancak yiyecek ve içecek te keza aynı şekilde. Gündüz bombardımana tutulan evleri, gece Sırp komşuları tarafından ateşe veriliyormuş. Bir genç rehberle  tanıştık 35 yaşlarında, anlattıkları bizi kahretti. Babası ölünce annesi baban bir daha gelemeyecek vefat etti diyor çocuğun vermiş olduğu cevap ''anne şimdi babamı yiyebilirmiyiz? ''oluyor, başka bir çocukta ''anne çocukların mermileri küçük olur di mi? ''oluyor. İnsanlar evlerinden çıkarken aile fertleriyle vedalaşarak çıkıyorlarmış çünkü sağ dönüp dönmeyecekleri belli değilmiş.

İnsanları öldürdükten sonra nerelere gömecekleri bile önceden tasarlanmış büyük iş makineleri ile kimlikleri bulunmasın diye cesetleri parçalara ayırıp gömmüşler. Bunlar bu kadar organize olurken dünya sessiz kalıyor, pek umursamıyordu. Amerika ise bazı şeylerin olmasını bekledi, izledi, kayıt altına aldı yeri zamanı gelince sümen altından çıkardı, Sırpların karşısına koydu. Teknolojiyi kullanarak uydu görüntüleri ile bütün bilgileri toplamışlardı. Hatta toplu mezarlar ortaya çıkmasın diye, üzerini çimlendirdiler doğal bitki örtüsü görünümü verdiler. Bu hadiselerin baş müsebbibi olan Slobodan Miloseviç ve  Radovan Karadziç  Sırp kasabı olarak tarihe isimlerini yazdırmışlardır.

Toplu mezarların ortaya çıkış öyküsü de ilginçtir. Yılda bir defa açan bir çiçek var, sadece mezarlıkların bulunduğu noktada çıkıyor ve bunun üzerine konan mavi bir kelebek var. Çicek ve kelebek sayesinde her yıl yeni mezarlar bulunuyor. Saray Bosna etrafı dağlarla çevrili düzlük  bir alanda. (sarayın bulunduğu ova demek)

Kent merkezinde her yerde kurşun izleri var. Belgrad'ta sadece iki binada izleri görebildik üçüncü binayı yıkmışlardı zaten, bu hadiselerin hafızalardan silinmesini istiyorlar, Bosna'da ise tüm kurşun izleri yerinde duruyor ''don't forget,  but forgive'' yani unutma ama affet kinle, nefretle büyüme, unutulan soykırımlar tekrarlanacaktır diyorlar. Sırpların Bosna'da ilk hedef aldıkları nokta kütüphane binası, 2000 e yakın Osmanlı eseri 4-5 gün yanmış, sadece öldürme amaçlı değil tarihimizi de silmeye yönelik bir soykırım uygulamışlar.

Sol tarafımızda Drina nehri akmakta. Bosna-Hersek'le Sırbistan sınırını belirler. Bu nehir üzerinde Drina Köprüsü var. Bu köprüyü yaptıran Sokullu Mehmet Paşa. Devşirme olduktan sonra, nehrin diğer yakasında kalan annesinden ayrılıyor ve insanlar ayrılmasın diye Paşa olduktan sonra nehirler üzerine köprüler yaptırıyor. Drina'nın üzerinde 3-4 tane elektrik santralleri var.

Srebrenitsa yolundayız. Kaçmak girişiminde bulunan insanların tercih ettikleri ölüm yolu. Bu dağ üzerinden Tuzla dediğimiz savaşın dışında kalan bölgeye gitmeye çalışıyorlar. Bir çoğu dağları aşamıyor. Her yıl bu olayı canlandırmak adına Marş Mira Barış Yürüyüşü'nü tekrarlıyorlar. Bulunan ceketler, mataralar yol üzerine konup sergileniyor.

Bosna-Hersek'in Osmanlılar için değerli olmasının bir nedeni de boksit madeni. Boksit alüminyumun temel maddesiymiş yolda geçerken Drina denilen boksit madenini çıkaran firmaya ait iş makinalarını gördük. Drina diye bir spor kulübü var onun sponsorluğunu üstlenmiş. Yol kenarlarında gördüğümüz küçük anıtların savaşla hiçbir ilgisi yok, bunlar trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin yakınları tarafından yaptırılan yapılar, dikkat çekmek adına. Daha çok Yunanistan'da görülür.

Başkenti Saraybosna'ya geldik. Ülkenin para birimi Konvertibl Mark, ikiye bölünce Euro karşılığını buluyoruz.

Boşnak böreği yiyoruz. Tiriliçe yiyoruz.

Eski çarşı: 201 dükkan, 36 değişik sanat sokağı var, dükkanlar babadan oğula geçiyor hepsi Osmanlı döneminden, bir kısmı vakıf malı. Baş çarşı Camii 1555 senesinden kalma, Türkiye tarafından restore ediliyor. Önümüzde Sebil Çeşmesi herkesin buluşma, adres belirleme noktası . Arkamızda Rüstem Paşa'nın yaptırmış olduğu Bedesten.  Meşhur çarşısı Sarayiçi, dericiler çarşısı olarak bilinir, ara sokaklarda kazancılar hala aktif.

Osmanlı Döneminden kalan üç handan birindeyiz. Gazi Hüsrev Bey Hanı diğer bir adıyla hostel. 300 kişi bir gecede burada konaklayabiliyormuş. Alt katta ahırlar, 80 kadar at bağlanabiliyormuş ve de aşevi, buraya gelen bir tüccar ücret ödemeden 3 gece kalabiliyor ancak çıkışta satmak için getirdiği ürünün sattığı kadarının vergisini ödemek zorundaymış.

Gazi Hüsrev Bey Külliyesi: Kent 1459 senesinde kurulur, en güzel dönemini Gazi Hüzrev Bey'le yaşar. (1521 senesinden sonra) Kanuni'nin halasının oğludur, genç yaşta taht kavgası olabilir diye Kırım'a gönderilir dayısının yanına. Fatih Sultan Mehmet'in kafasında Avrupa vardır, Adriyatik üzerinden İtalya Roma'ya geçmeyi hedefler. Asıl amacı buydu  Doğu Roma'yı almış, Batı Roma'yı da almak istemiştir. Fakat başaramıyor. Daha sonra  Kanuni'de Adriyatik'ten değilde Tuna Nehrinden girmeyi düşünüyor. 1521 de Belgrad seferini yapıyor, ençok desteği Gazi Hüsrev Bey'den alıyor. Sağ kolu oluyor birlikte Belgrad'ı alıyorlar. Bu savaşta yaralanınca Gazi ünvanını alıyor Hüsrev Bey. Kanuni teşekkür olarak Gazi Hüsrev Bey'i Bosna Sancağı yapar.  Gazi Hüsrev Bey daha çok vergi toplayabilmek adına Avrupa'nın göbeğinde bu çarşıyı yaptırıyor. 12 km uzak mesafeden su getirtiyor, Avrupa'nın ilk umumi tuvaletini yaptırıyor. Ve külliyesini oluşturuyor; camii, kütüphane, medrese, hanlar, hamamlar dükkanlar, kervansaraylar.

1538 yılındaki sayımda burada 29 bin insan yaşıyordu. o anda Avrupa'nın en büyük kenti Viyana'da 30 bin insan yaşıyordu. Gazi Hüsrev Bey ölmeden önce bütün malını eşiyle kurdukları vakfa devretti, hiç çocuğu da olmamıştı 1541 senesinde Karadağ'da bir isyanı bastırmak için gittiğinde şehit oluyor babasının doğduğu şehrin 30 km yakınında, Hüsrev Bey devşirmeydi.

 

27 haziran 1914

Saraybosna'ya Avurturya Merkezinden bir heyet geldi. Avusturya-Macaristan Veliahtı Fransız Josef in oğlu Franz Ferdinand eşi Sofya ile, kütüphaneye, belediye binasına  doğru ilerlediler. ilk suikast burada düzenleniyor fakat kimseye birşey olmuyor, belediye binasındaki  toplantıları devam ederken, korumalar bundan sonraki programları iptal kararı alıyorlar, heyet buradan Europe Otele geçecek ve program bitecekti. Birinci suikastı düzenleyen 7 genç, 6 sı Sırp biri Boşnak, Genç Bosna Teşkilatı üyesidirler. Bu Belgrad merkezli bir operasyondu, suikasttan sonra 7 genç dağılıyorlar ve suikast yapmaktan vazgeçiyorlar. O zaman kahvehane olan bu binaya, 17 yaşındaki Gavrilo Princip gelir kahvesini söyler fakat tam da bu esnada heyeti yukardaki yoldan gelirken görür,  dükkandan çıkar, sağa dönen arabanın içindeki heyete ateş eder. Arabanın içinde bir Avustuya genarali, Avusturya Velahtı, ve hamile olan eşi sofya bulunur. Üçünüde arabanın içinde öldürür. Suikasttan sonra kaçmaya çalışır, nehre atlar fakat yakalanır. O güne dair yaşanan olayların fotoğrafları binanın duvarında sergilenmektedir. Latin Köprüsü'nün hemen yanında da bu günün anısına yazıt vardır. Kahvehane olan binada bugün müzedir.

Latin Köprüsü bir Osmanlı Köprüsüdür. Osmanlı zamanında köprünün diğer tarafında hiristiyanlar yaşamaktaydı, onların adına yaptırılıyor ve adına Latin Köprüsü deniyor

O gün Bosnada yaşayan Sırplara, suikasttan ötürü  büyük eziyetler yapılır. Bu eziyetleri Sırp Krallığı izleyemez anında Avusturya'ya savaş açar, Avusturya'nın yanına Almanya geçer, Sırpların tarafına da Rusya ile Fransa geçer ve Birinci Dünya Savaşı patlamış olur. Bu savaş 4 yıl sürer. 14 milyon insan hayatını kaybeder. Sırp tarihinde kahraman olan genç 1917 de Çek  Cumhuriyetinde yattığı hapishanede 20 yaşında ölür.

Bosnada yapılan ilk otel, Europe Oteli görüyoruz. Avusturya eseridir. Burası Bosna'nın en güzel otelidir. TRT Film Festivali'nde burdaki terası tutuyor, canlı yayın yapmaktadır. Avrupada'ki 5 büyük film festivali içine girmiştir Saraybosna Film Festivali. 25 senelik bir festivaldir.

Saraybosna için batıyı doğuya birleştiren nokta diyoruz, işte tam yerindeyiz tam bu noktada sağa bakınca Osmanlı mimarisini , sola bakınca Avusturya- Macaristan dönemi mimarisini görüyoruz,

Katedraldeyiz, yapılış tarihi 1898. Hz İsa Yüce Yüreği Katedrali. Sol Çan Kulesinde 5 ton ağırlığında çanı var. Sağ Çan Kulesi içinde de 5 tane küçük çanı var. Her saatte bir çan sesi duyulur. Girişte Hz İsa'nın resmi var ve üç parmağını baba-oğul- kutsal ruh anlamında birleştirmiştir. Jan II. Poul Heykeli de var girişte. Tarihte seçilmiş ilk slav papazıdır. 1997 de ilk kez buraya gelir, savaştan çıkan bir ülke için büyük bir ziyarettir dünyaya verilmek istenen mesaj şudur. Saraybosna ziyaret edilebilir, güvenilebilir bir yerdir. Ve bu ziyaret çok etkili olmuştu çünkü 20 yıl önce her tarafı harabelik, alt yapısının % 60 ı yok olmuş, 1425 gün kuşatma altında kalmış, 11 bin 540 sivil insan hayatını kaybetmiş, yaralı bir şehrin yeniden canlanması çok zordu. Katadralin önünde kan lekeleri görüyoruz. Bunlara Saraybosna Gülü diyorlar Her gün ortalama 329 bomba, kuşatma süreleri de dahil edilirse toplam yarım milyon bomba düşüyor bu şehre. Maalesef ne kadar acı ki Mostar Köprüsünün yıkılışı, Saraybosnadaki pazar yerine atılan bomba, Srebrenitsa kentinde yapılan soykırım  bu üç önemli olaya dünya tanıklık etmiş fakat sessiz kalmıştır.

Bu ülke kalkınamıyor çünkü bütçesinin % 40 ı savaş mağdurlarına gidiyor, 50 bine yakın kadın tecavüze uğramış, büyük bir kısmı hamile kalmış, doğurdukları çocuklarını yurt dışına göndermişler, toplam 200 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, bunun % 60 ı Boşnaklar. 2 milyon insan evsiz kalmış .

Bosna sokaklarında bir çok yerde anıtlar gördük. Ekmek kuyruğunda, pazar yeride üzerlerine bomba yağmış, hayatlarını kaybetmiş binlerce masum vatandaş adına dikilmiş ve isimleri yazilmiş . Ekmek kuyruğunda patlayan bombadan (1992) iki gün sonra Fransa Cumhurbaşkan'ı Mitterrand geliyor buraya, herkes savaşın son bulacağı umudunu taşıyordu  fakat şehri tamamen kapattılar, Birleşmiş Milletler askerleri havalimanına indi oysa tek çıkış noktası orasıydı onlarda şehirden kimsenin çıkışına izin vermediler. 1993 senesinde Umut Tüneli açıldığında şehir biraz nefes aldı.  Şekerin bir kilosu 55 DM, 30 yumurta 100 DM'tı.

6 Nisan 1946 dan beri 7/24 yanan sönmeyen ateşin yanındayız. Neyin anısına yaptırılmış; 6 nisan 1945  te, 4 sene süren bir Nazi işgali sonrası Partizan çetesi askerleri buraya giriyorlar, Yugoslav Ordusuyuz diyerek ve Alman Nazilerinden kurtarıyorlar, buranın özgürlüğünü ilan ediyorlar, faşizmden nazizmden temizlendiğini ilan ediyorlar, Yugoslav ferderasyonunun bir parçası olmayı başarıyor bu topraklar. Fakat 6 nisan 1992 senesinde  Saraybosna'ya düşen ilk bomba, 47 yıl sonra aynı günde bu kadar tesadüfe de pes dedirtiyor. Su yok , gaz kesik fakat hiç yılmamışlar,  hergün gelip odun yakarak dünyaya biz hala varız, özgür bir devletiz diyen fotoğraflar göndermişler.

Tito caddesini görüyoruz. Yılbaşı kutlamalarının yapıldığı diğer aktivitelerin yapıldığı meşhur balkonun önündeyiz.

İnat Kuça Evi: Kuça ev demek, inatta bildiğimiz kelime, bu şehir Osmanlı'nın hakimiyetinden çıktıktan sonra Avusturya-Macaristan'ın etkisi altına giriyor. Postane, Ulusal Müze, Adliye binasından sonra Belediye Binası yapmak istiyorlar Miljacka Nehri üzerindeki köprünün ayağına. Ev sahibine evi yıkmak istediklerini söylüyorlar, ev sahibi çok inatçı razı gelmiyor sonunda tek bir şartla kabul ediyor. Evi bütün çivileri, bütün kiremitleri ile aynısını karşıya taşıyacaksınız. Söylediklerinin hepsini yapıyorlar aksi takdirde Belediye Binasını oraya yapma şansları yok. O yüzden o evin önünde hala ''inat ettim direndim ve hala buradayım'' yazar. Bu bina şuan restoran olarak hizmet vermektedir.

Tellali Caddesinden geçiyoruz. Eskiden burası çarsi pazar yeriymiş, bir gün içinde ürünlerin fiyatı ne olacak onun duyurusu buradan yapılmaktaymış.

Kovaçi Mezarlığı'nı sağda görüyoruz.

Burası tipik bir Balkan şehri, kentin ortasından Miljacka nehri akmakta, yollar tek yön düzenlenmiş aynı istikamete giden tramvay hattı da var, Ilıca bölgesinden başlayarak Başçarşıya kadar devam eder.Tramvay hattı Avrupa'da Viyana'dan önce burada varmış sebebi; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu elektrikle çalıştığı için önce burada denemek istemişler elektrikten çarpılma olucak mı olmıyacak mı yani burayı pilot bölge olarak seçmişler. Günümüzde 3 çeşit tramvay var. Eski tramvay, modern tramvay, ara ara gördüğümüz sarı-beyaz renkte üzerinde Konya-Saraybosna yazan semazenler olan. Çünkü Konya ve Saraybosna kardeş belediyeler, Konya Belediyesi elinden çıkaracağı bütün tramvayları bakımını yaptıktan sonra buraya göndermiş

Markale Açık Pazar(Kanlı Pazar) a havan topu ile atış yapıyorlar 60 kişi hayatını kaybediyor. Savaşta sivillerin olduğu yerler örn hastaneler camiler hedef alınmaz ama burayı direkt hedef alıyorlar çünkü en kalabalık yer burasıydı, halk birbirinden haber almak için buraya geliyorlardı, savaşta kaybolan insanların yazıldığı panoda en son nerede görüldü, adı, üzerinde ki kıyafete kadar bütün bilgiler vardı. Birde iletişim kaynakları olmadığından bir posta merkezi oluşturmuşlar, savaş bölgesinden ayrılmış nerede olduğunu yazan mektuplar, mesajlar gönderenlerin haberlerinin konduğu posta kutusu oluşturmuşlardı. Bu pazar hala aktif pazar yeri olarak devam ediyor, arka planda kırmızı renk bir duvar var ve üzerinde hayatını kaybetmiş insanların isimleri yazmakta.

Başbakanlık Binasının önünden geçiyoruz. 23 Ağustosta buraya Türkiye'den bir heyet geleceğini öğreniyoruz, Sırbistan ve Bosna-Hersek arasındaki otoban çalışmasının temel atma töreni için. Cengiz İnşaatın burada da çok yatırımları var. Parlomento Binasını görüyoruz tam karşıda. Bu ülkede 8 ayda bir cumhurbaşkanı değişiyor sırayla Hırvatlar, Boşnaklar, Sırplar ...böyle bir sistem var.

Ve binaların üzerindeki kurşun izlerini daha yakından görüyoruz. Sağimizda Holiday Otel var, Kış Olimpiyatlarının yapılmış olduğu dönemde inşa edilmiş, savaş döneminde basın ve dış gözlemcilerin kaldığı yer. 55 DM bir koli yumurta satıldığından bahsetmiştik bu otelin dağlara yani ateş edilen tarafa bakan odaları 50 DM kiralanıyordu diğer taraf ise daha güvenli olduğundan 500 DM'a, bu bilgileri veren de buraya münferit zamanlarda gelip bu otelde kalan Coşkun Aral, o dönem de bir Fransız Ajansı adına çalışmaktaymış, Devasa büyüklükteki Amerika  Büyükelçilğini görüyoruz. Bu kadar küçük bir ülkeye , bu kadar büyük bir bina...

Saraybosna Devlet Üniversitesi önünden geçerken başı öne eğik bir heykel görüyoruz, Tito'nun heykeli. Babası kumarbaz bir adam; bankerlere tefecilere borcu olan, ailesinin hayatının sonunu getiren bir kişi. Tito Skoda fabrikasında çalışmak zorunda kalır, kazandıkları ile Avrupa, Amerika hayalleri kurarken, babası parasını alıp kumarda kaybeder yetmiyormuş gibi tefecilerden de azar işitir. 3 kez evleniyor 88 yaşına kadar faal ve sağlıklı yaşıyor. Denge politikasını çok iyi bilen bir kişi hatta Amerika'ya gidip, Küba purosu içen bir kişilik. Yugoslavya dağıldıktan sonra kendisine çok fazla saygı kalmamış. Koskoca Yugoslavya'da şuan  sadece 3 tane heykeli kalmış.

Ziraat Bankasını görüyoruz. Balkanların merkez binası olduğunu öğreniyoruz.

Sol tarafımızda dağlar bitti fakat evlerde hala kurşun izleri var bunlarda muhtemelen silahı eline alan bir kişi tarafından hedef gözetmeksizin ateşlendi. Bu binaların tamiratları dışarıdan yapılmıyor, içeriden oluyor, bu olayı hafızalarda canlı tutmak adına.

Uzun siyahlar giymiş turist oldukları belli Arapları görüyoruz, müslüman bir ülke olduğu için Saraybosna'yı tercih ediyorlar, savaş zamanı da cihat mantığı ile buraya gelip savaşanları olmuş, hayatını kaybedip burada gömülenler yada eşlerini kaybeden bayanlarla evlenenler olmuş. Kendileri adına yapılan devremülkler varmış, Arap turist akımı oldukça yoğun Boşnaklar bunları kabul etmek zorunda kalıyorlar en çok parayı harcayan yatırım yapan topluluk olduklarından. Ilıca bölgesinde yoğun olarak bulunuyorlar.

Saraybosna kent merkezinde iki su kaynağı var biri Miljacka diğeri Bosna. Bosna nehrinin yanından geçiyoruz ve 3.5 km uzunluğunda ki ağaçlıklı bir yol var burada Windows 95-98 işletim sistemlerinin olduğu dönemlerde bilgisayar açılırken ekrana gelen  ağaçlı yol fotoğrafının çekilmiş olduğu yer. Dağlar ve tüneller artık bitiyor, rakım düşüyor, bitki örtüsü değişiyor, Adriyatik kıyısına yaklaşıyoruz, incir zeytin ağaçlarını görüyoruz. Bu esnada bize Neretva Nehri eşlik ediyor Tito'nun ikinci Dünya Savaşı nda Almanları durdurmuş olduğu bir nokta ve yıkılmış köprü. Konjits'teyiz. Bir gerçek hikaye daha dinliyoruz. Emekli olup buraları ziyaret eden kişi yanındaki çocuklarına ''ben buraya gelir birilerini bırakır bir iki ay sonrada tekrar gelir alır havaalanına geri götürürdüm '' diyor merak edip dağın yamacında metruk halde bulunan bir dağ evine gidiyorlar evin içine girdiklerinde gizli bir geçide ulaşıyorlar, ağır tonajlı demir bir kapı buluyorlar sonrasında da içersi keşfediliyor. Toplantı odaları, yemek salonları, bağlantı odaları var. Çok ilginç Tito buranın şifrsini İstanbul koymuş. Belgrad'taki binadan İstanbul arıyor denilince buranın aradığını anlıyorlarmış, şifreyi bilen sadece 6 kişiymiş. Tito'nun sığınağını internetten gezebilirsiniz.

Neretva Nehrinin suyunun azaldığını görüyoruz bazen, üzerinde dört-beş tane hidroelektrik santrali var suyu kontrol altına alıyorlar. Alabalık tesisleri var. Bir tren görüyoruz hemen arkasında da yıkılmış bir köprü. Neretva Savunması diye geçen hadise burada yaşanıyor. Tito siyasi bir lider ama askeri bir kişiliği de var, burada Maraşel ünvanını alıyor, yani meydan savaşı yapıp bunu kazanıyor. Hırvat milliyetçi gruplar Almanlarla işbirliği yapıp, Adriyatik üzerinden ilerleme kaydedince, Nazileri durdurmayı başaran tek devlet olarak biliniyor Yugoslavya. Köprüyü üzerindeki demiryolu hattıyla havaya uçurarak 6 bin askerin karşıya geçmesini engelliyorlar bu da savaşın seyrini değiştiriyor. Görünen dağların üzeri delik deşik olana kadar Nazilerce bombalanıyor hatta bir keresinde bomba hemen önündeki köpeğine isabet ediyor. Buradaki tren orjinal değil. Neretva Savunması diye bir film var orada kullanılmış sonradan buraya bırakılmış.

Dağlar arasından Neretva Nehri kıyısından ,6 saatte tamamlanan bir tren yolculuğu var, Mostardan başlıyor, Medjugorje'ye kadar uzanan. Bizde ki Doğu Ekspresi gibi.

Mostar'dayız. Boşnaklar ve Hırvatlar çoğunlukta. Kilislerin farklı olduğunu görüyoruz çünkü buradaki Hırvatlar katolik. Hırvatlar Boşnaklarla başta işbirliğ yapmış olsalarda sonradan arkalarından vuruyorlar. Karşı tepelere bir haç dikiyorlar ve Boşnakların lideri Aliya  İzzetbegoviç'e ''biz haccı yukarıya diktik, müslümanlardan daha da yukarıya çıktık'' diyorlar. İzzetbegoviç, onun da lakabı Bilge Kral  çok ağırbaşlı bir kişi  ve yanıt veriyor ''hele bir akşam olsun da görelim'' Hava kararıyor gök kubbede yıldızlar, haccın üzerine bir de hilal düşüyor yani ay-yıldız, islam sancağı haccın üzerine çıkmış oluyor.

Mostar Köprüsü Neretvar Nehri üzerinde. Bundan sonra gideceğimiz köy Poçitel Köyü, kelime anlamı başlangıç noktası demek, Adriyatik Denizi üzerinden karaya ulaşan tüm ticari ürünler beyaz altın dedikleri un, tuz ve şeker  buraya geliyor kontrolü yapılıyor kervanlar ondan sonra gidecekleri yere götürüyorlar. Mostar Köprüsünü geçmek zorundalar her geçiş ücretli ve vergi ödemeleri yapılıyor.

Köprüyü Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayrettin yaptırıyor önce bir deneme köprüsü yapmış, planı aynı biraz daha küçük. Mostar Köprüsü  orjinal değil, 93 yılında Hırvat topları ile yıkıldı. Köprünün en belirgin özelliği iki toplumu birleştirmesi. Savaş sonrası en büyük yardımı Hırvatlar yapmış. Türkiye daha çok yeniden inşaasında, Bayburt'lu ustalar getirterek yardım ediyor. Suyun içine düşen taşlar, Macar dalgıçlar tarafından teker teker çıkarılmış.

Binaların üzerinde ''Red Army'' kızıl ordu yazıları gördük bu aslında bir spor kulubünün sosyal grubu yani bizdeki Beşiktaş'ın Çarşı Grubu gibi. Savaşta 7-8 yaşında olan çocukların oluşturduğu bir grup bu. Amaçları; böyle bir savaş bir daha çıkarsa kendimizi nasıl koruruz  diye organize olmuşlar tabii ki silahlı bir grup değiller.

Mezarlık Bölgesinden geçerken eğer beyaz mermerden yapılmışlarsa müslümanlara ait olduğunu, siyah mermerden yapılmışsa da hiristiyan mezarlığı olduğunu anlıyoruz. İstisnaları da var. Normal yolla vefat edenlerin mezar taşları sarıklı fesli iken şehitliklerde sivri dikili bir taş oluyor.

Mostar Köprü!sünün en güzel fotoğraflarını aşağıdan, birde köprüden geçince ileride Sarraflar çarşısına doğru, geriye bakınca çekebilirsiniz. Köprü muazzam görünüyor ya da Koski mehmet Paşa Camii minaresinden girişte 6 Euro ödeyerek çekebilirsiniz. Köprünün üzerinde belirli zamanlarda ekinlikler gerçekleşiyor. Bu ayın 23 ünde de tekrarlanacak olan yüzyıllardan gelen bir gelenek; tam orta noktasına gelen gençler Neretva'nın o azgın sularına kendilerini bırakırlar aşklarını, sevgilerini, cesaretlerini kanıtlayabilmek adına. Köprünün tam ortasından atlayan bir gence de tanık olduk, atlamadan önce para topladılar, 50 Euro'ya ulaşmadan atlamıyorlar.

Saraybosna'da ikinci havalanı olan Mostar Havaalanı'nın kulesi gözümüze ileşiyor sol tarafımızda. Uluslararası olmasına rağmen daha çok sezonda turist akınına uğruyor. Sol tarafımızdaki dağ silsilesinde içine bir geçit bulunmakta, havalimanının pistininin içinden geçip dağın içersine giren büyük bir hangar yapmışlar, savaş uçaklarını koruyabilmek ve gizleyebilmek adına. Diğer bir rivayette; bu dağın hemen arkasında bir su kaynağı, Buna Nehri var. Sağımızda akan Neretva Nehri'ne katılıyor, Buna'nın çıkış kaynağında da bir tekke var, Alperenler Tekkesi (Blagay ( Blagaj)Tekkesi.  Diğer bir rivayette su kaynağının arkasında da Tito'nun hazinesinin saklı olduğu söylenir bu hazineyi aramak için insanlar ellerinde haritalar ile gelirler, buradaki arsalar bu yüzden çok pahalıdır.

Solumuzdaki tepelerde küçük kuleler görüyoruz bunlar gözetleme kuleleri. Osmanlı zamanında kervanları kontrol etmek amacıyla yapılmış. Osmanlı bu sistemi Selçuklulardan birebir kopyalayarak yapmış.

Medjugorje Bölgesi' ni sağ tarafımıza alarak ilerliyoruz, bu ülkenin toplam nüfusu 4.5 milyon ama son 18 yılda bu bölgeyi ziyaret eden 30 milyondan fazla turist olmuş. Sebebi ise; katolikler için bir haç merkezi  ve bazı mucizelerin oluşu.  6 çocuk, Hz Meryem siluetini görüyorlar bir dağın başında  bu olayı anlatınca kimse inanmıyor hatta psikolojik tedavi görüyorlar, çocuklar büyüyor dağa tekrar gidiyorlar ve aynı şeyi gördüklerini söylüyorlar. Bunu araştırıyorlar, derken oraya Hz İsa Heykeli dikiliyor. Ve bu heykelin üzerinde çarmıha gerildiği yani çivilerin çakılı olduğu yerlerden gerçek kan çıkıyor. Türkiyede de böyle bir mucize gerçekleşmiş, Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi'nin bulunması; yatalak, yürümekten aciz bir hemşire kız rüya görüyor, Meryem Ana'nın evinin Bülbül Dağında olduğunu söylüyor, Vatikan'a mektuplar yazılıyor, Vatikan papazları gönderiyor ve burayı ibadete açıyorlar. Ülkemiz güvenlik açısından gerilere düştüğünden Efes eskisi kadar çok ziyaret edilmiyor

Stolats'tan geçiyoruz Müslüman Slovak nüfüsun karışık yaşamış olduğu son noktadayız, savaşta terk edilen bölgelerden ama aynı zamanda da mayın döşenen arazilerden bir tanesi. İki sene öncesinde  sağımızda kalan dağlarda  ''dikkat mayınlı bölge'' yazan tabelalar varmış Avrupa Birliği'nin desteği ve dünyadan bazı yerlerden gelen ekiplerle mayınlar temizlenmiş. Elektrik direkleri görüyoruz ama telleri yok, oraları hala mayınlı bölgeymiş.

Sınıra yakın yerlerde  3 yıldır bir proje uygulanıyor ülkenin turizm alanında kalkınabilmesi için. Bazı köyler inşaa edilmiş, tarihi taş yapılarla birlikte. Dışarıdan gelen ziyaretçilerin doğal, organik köy hayatını yaşayabilmeleri adına. Üretilen temel madde bal. Buraya Bal Bölgesi denir.

Trebinje de beş çayın kesiştiği yerdeyiz, buluşan çaylar Adriyatik'e akıyor, etrafındaki üzüm bağlarını besliyorlar. Dubrovnik'e gelen gemilerin tur programlarından bir tanesi de Trebinje'deki bu bağlara uğramak, şarap tadımı için bir günlük programlar düzenlemek. Burası Sırpların yoğun yaşadığı daha çok yazlıklarının olduğu yerler. Sırplar buraya çok yatırım yapmışlar gelecekte Sırbistan'a bağlanma gibi istekleri olursa yine savaş buradan çıkabilir diyorlar. Haftasonları buranın korzaları çok meşhurmuş. Korza piyasa demekmiş, gençlerin volta attıkları yer.

 

Bu yazıyı yazarken Rehberimiz Sabri KILIÇ'ın bilgilerinden faydalandım.

Bu yazı Fotoğraf, Genel Kültür, Gezi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir