Bulgaristan Gezisi

Screenshot_20190906-212111_Gallery
Screenshot_20190906-212050_Gallery
20190817_091301

Rus İmparatoru II. Alexander

20190817_093450
20190817_092848

St. Nikolai Sofiyski Kilisesi

20190817_091613

Alexander Nevski Katedrali

20190817_093415

Katedral Meydanı

20190817_093425
20190817_093959

Rus St. Nicholas Kilisesi

20190817_094052

Rus St. Nicholas Kilisesi

20190817_094500

Atatürk'ün yeniçeri kıyafetiyle dans ettiği o yıllardaki Orduevi Binası

Screenshot_20190907-134418_Samsung Internet
20190817_095351

Sofya Ulusal Sanat Galerisi

20190817_095400
20190817_095420

Etrafı taşlarla çevrili alan içinde eskiden Georgi Dimitrov'un heykeli varmış.

20190817_095435
20190817_095546

Bulgaristan Merkez Bankası

20190817_100203
20190817_100722

Serdika Antik Kenti

20190817_102333

Milenyum Heykeli ve St.  Petka Kilisesi

20190817_102449
20190817_102714

Banyabaşı Camii

20190817_102907

Serdika Antik Kenti

20190817_103208

Sofya Tarih Müzesi

20190817_103234
20190817_103317

Sofya Tarih Müzesi

20190817_103326

Sofya Tarih Müze'sinden Banyabaşı Camii

20190817_103408

Sofya Tarih Müzesi

20190817_103632

Zhenski Pazar

20190817_103657
20190817_104443

Vitoşa Bulvarı

20190817_104609

Milenyum yada Sofya Heykeli

20190817_100208

Metro girişi ve Serdika Antik Kenti

20190817_093004

Alexander Nevski Katedrali

20190817_092954
Screenshot_20190907-112149_Gallery

Sofya Üniversitesi

Screenshot_20190907-112713_Gallery

Sofya Milli Kütüphanesi

20190817_093443

Ayasofya Kilisesi

20190817_095635

Başbakanlık Binası

20190817_093706

Bulgar Krallığının kurucusu Çar Simeon

Screenshot_20190907-112652_Gallery

Milli Kütüphane

20190817_100144

Bakanlıklar ve Başkan'ın ofisi

20190817_102122
20190817_094553

Bulgaria Otel.(Atatürk'ün kahvaltı ettiği)

20190817_100440
20190817_101106

Serdika Antik Kenti

20190817_102311

Sloveykoy Meydanı

20190817_102528

St. Petka Kilisesi

20190817_102624
20190817_102924

Banyabaşı Camii

20190817_102242

Milenyum Heykeli

20190817_104431

Happy Bar - Cafe- Restaurant

Bulgaristan'da tabiki Bulgarlar yaşamakta ama etnik grup olarak çoğunlukta Türkler, Roman vatandaşlar, Romanya sınırına yakın yerlerde Rumenler, çok az da olsa Sırplar, Yunanistan sınırına yakın bir bölgede Yunanlar karışık olarak yaşamaktadırlar.

Bulgarlar DNA örnekleri incelendiğinde Türklerle en yakın akraba çıkabilecek topluluklardan olup aynen  Macarlar gibi etnik olarak bize çok yakındırlar.  On Oburlar denilen bir boydan, Kafkasya üzerinden bu bölgeye  giriş yaptıkları da söylenmektedir. Hatta Türklerin Anadoluya 1071 de  girmesinden önce burada bir Bulgar Krallığı olduğu ve ilk krallarının Çar Simeon olduğu bilinir, başkent Sofya'da  da heykeli bulunmaktadır.

Bulgarlar bu bölgeye geldikten sonra slavlaşmışlardır, hiristiyanlığı kabul etmekle birlikte doğu bloğuna daha yakın bir ülke olmuşlardır. Bunun yanında Pomak denilen bir Bulgar topluluğu da vardır, kelime anlamı itibariyle yardımcı olan demektir, kime derseniz;  Osmanlının Balkanları fetih sırasında Osmanlıya yardımcı olan gruba verilen addır. Etnik köken olarak Bulgar Slav olarak kabul ederler kendilerini ama dini inanç olarakta müslümanlığı tercih etmişlerdir.  Yunanistan sınırına yakın Rodop Dağ köylerinde yaşarlar.

Bulgarlar 1300 lü yıllarda, Osmanlı bu bölgeye gelince, Osmanlı hakimiyetine girerler ve yaklaşık 400 sene Osmanlı hakimiyetinde yaşarlar ama Fransız devriminden sonra çok uluslu toplumların başına gelen her hadise gibi Osmanlıdan ayrılma gereksinimini duyarlar ve  Osmanlı-Rus Harbi kırılma noktası olur, Osmanlının çekilmesi ile Bulgaristan bağımsızlığını kazanır. Bu günün anısına, Rus halkına şükranlarını sunmak adına Rus Çarı Alexander II ın heykelini dikerler.

Başkenti Sofya nüfusu 1 milyon 300 bin civarında. Ülke nüfüsü 8 milyondur.

Sınırdan Kapıkuleden girişte bizi ilk karşılayan düzlük Tuna Ovası oluyor, başkente kadar olan yerlere ise Trakya Ovası deniyor, bizim Trakya bölgesinden de çok farklı olmadığını görüyoruz. Coğrafi anlamda, ağaç yapısı, üretilen ürünler aynı, ama ne kadar acı ki yeri geliyor samanı, arpayı, buğdayı Bulgaristan'dan alıyoruz. Burası hem tarım hem de hayvancılık ülkesi. Filibe (Plovdiv) en büyük tarım fuarının yapıldığı kent ve aynı zamanda 2019 Kültür Başkenti.  Burada ilk yerleşimi kuran Osmanlı; Osmanlı mimarisini andıran tarihi çok güzel evler var.

Bulgaristan Birinci Dünya Savaşında Osmanlının daha doğrusu Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yanında yani bizim yanımızda savaşa katılmıştı. Klasik söylem; müttefiklerimiz kaybettiği için bizde yenilmiş sayıldık. İkinci Dünya Savaşında da  Almanların yanında yer alıyor ve yine yenilgiyi tadıyor, iki dünya savaşına da katılıp , ikisinden de yenilgiyle çıkan tek devlet ünvanın sahip ülkedir Bulgaristan .

İkinci dünya savaşından sonra bu ülkenin başına yeni bir lider geliyor Georgi Dimitrov adındaki bu lider ülkenin komünizmle yönetilmesine ön ayak oluyor, slav olmakla beraber Ruslara yakınlaşıyorlar, bir nevi Rusya'nın pilot bölgesi olarak hizmet vermeye başlıyorlar.

Sofya ya yaklaştıkça devasa büyük yapılar, fabrikalar görüyoruz, bu işletmelerin çoğu  bu komünist dönemde yapılmış.  Ülke 60 lı yıllardan  90 a kadar komünizmle yönetiliyor. Bu dönemde  Bulgar olmayan tüm etnik grupların asimilasyon edilmesi düşüncesi ortaya çıkıyor ilk Roman ve Pomak vatandaşlar üzerinde bunu başarıyorlar, ama Türklere gelindiği zaman olayın rengi biraz değişiyor. Türkçe konuşmak, Türkçe düşünmek bile yasak, Türk olduğunuzu hatırlatan kılık kıyafetlerle dolaşmak yasak örn şapka takmak , köstekli saat takmak gibi. Hatta Ahmet, Mehmet olan isimler bir gecede Yorgi olabiliyordu. Bunun üzerine Türkiye'ye göçler başladı,  en büyük göç  89 yılında olmuştur. Naim Süleymanoğlu da ilk Türk halterci olarak bu şekilde Türkiye'ye gelmiştir.

89 yılı Bulgaristan için dönüm noktası oluyor, 9 Kasım 1989 Berlin Duvarının yıkılmasından bir gün sonra 10 kasım 1989 da komünizm dönemi sona eriyor  ve Bulgaristan büyük bir boşluğun içinde kendini buluyor. Bu boşluktan faydalanan başka bir güç birliği mafya toplulukları, karanlık güçler ve ilişkiler doğuyor. Günümüzde bile büyük banka şirket sahiplerinin arka planında bir mafya olduğu söylenmektedir. Hatta bir mafya, sigorta şirketi kurmuş; aracınızı sigorta  yaptırmak istediğinizde o sigorta şirketinin logosunu aracın önüne yapıştırıyorsunuz  arabanın çalınmasını engellemiş oluyorsunuz, çünkü araba çalınsa zaten mafya şirketinin eline geçecek dolayısyla böyle bir olaya maruz kalmamak adına mafyaya sigorta yaptırmak zorunda kalıyorsunuz.

Sofya ya girişte çok katlı binaların hepsi komünist dönemde yapılan sosyal konutlar ve tesisler. 80 metrekareyi aşmayan gayet sağlam binalar. Yapılırken malzemeden çalınmamış ve askerler çalışmış aynı zamanda. Ağır işlerde de hapishanedeki mahkumlar çalıştırılmış (madenlerde, yol bakım çalışmlarında.)

Kent merkezine yaklaşırken sağ tarafta kırmızı beyaz bacaları görüyoruz, bunlar termik santral ve fabrika bacaları, sehir merkezinde de göreceğimiz bu bacalar toplu konutların ısıtılması için yapılan merkezi ısıtma sistemlerinin bacaları. Günümüzde bunlar kullanılmıyor çünkü doğal gazı kullanıyorlar.

Şehre girişte fuar alanını görüyoruz. Aynı zamanda araç galerileri var; karavanlar, kamyonlar, kamyonetler v.s. Avrupa Birliğine girmekle yaşantıları önemli ölçüde değişmiş  ama komünizmden geldikleri için alışkanlıkları gelenekleri kolay kolay değişmemiş yani Avrupa Birliğine tam entegre olmuş değiller. Ekonomileri kötü gidiyor desekte Bulgar Levası Türk Lirasından iyi durumda. Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen hala kendi para birimini kullanıyorlar. 8-10 sene önce Türkiyeden insanlar buraya alışverişe gelirlerdi kaşkaval peyniri, elektrikli ürünler alırlardı ama şimdi iş değişti. Bir leva 1.3 lira olunca Bulgarlar Edirne ye gelmeye başladı yada Kuşadası, Fethiye'ye turlar düzenlemeye başlandılar. Edirneliler kendi otomobillerine park yeri bulamamaktan bile şikayetçiler.

Avrupa Birliğine katılmakla hayat standartlarında bir anda değişmeler oluyor, 15-18 yıl öncesinin yolları günümüzde artık yok, at arabaları ile seyahat eder durumundayken, Skoda ve Zastava arabalardan yollar geçilmezken şimdi  Mercedes, BMW ve Audi marka arabalar görülmektedir. Bunlar  Avrupa Birliğinden gönderilen ikinci el araçlardır. Fiyatları da olduça ucuz. 6000 eura ya Mercedes araba bulabilirsiniz.  Türkiye'de ikinci el yerli bir otomobil fiyatına Mercedes, Audi ye binebilirsiniz burada.

Avrupa Birliği ülkelerinde geri dönüşüm yasaları çok sıkı olduğu için, bu araçları teker teker ayrıştırmak yerine, yani camını, demirini, yağını, plastiğini ayırmak yerine bu araçları tırlara koyup buraya göndermeyi tercih ediyorlar. Bulgaristan  Avrupa birliğinin pilot ülkesi konumunda bulunuyor.

%5 ila 7 arasında ki Roman vatandaşlar ülkenin kaderini belirler durumdalar. Romanlara göre; ''Bulgarlar bitmekte, Türkler gitmekte kala kala bu memleket Romanlara  kalacak'' diyorlar. Bunun sebebi; yollarda, iş merkezlerinde çalışan bir çok insan yaşlı, yani Bulgarlar bitiyor, Avrupa birliğine girmekle beraber genç nüfusta yurt dışında yaşamayı tercih ediyor. Türkler gitmekte; 80 li yıllarada zorunlu bir şekilde burdan ayrılan Türkler artık buraya gelmeyi düşünmüyor ama gelip vatandaşlıklarını alıyorlar. Sebebi de, Bulgaristan uzun yıllar bunları burdan atalım politikası uyguladı ama Avrupa Birliğine girdikten sonra uyandı çünkü Avrupa Birliği kriterlerine göre ne kadar çok vatandaşınız var ise  o vatandaş bazında Avrupa Birliğinden destek alabiliyorsunuz o yüzden göndermiş olduğu Türkleri tekrar çağırıp vatandaşlık vermeye başladı. Romanlara gelecek olursak bir ailede en az 3 çocuk var bu gidişle roman nüfüsunun tüm etnik gruplardan fazla olacağı söyleniyor, seçim zamanın da bile o % 5 ilk nüfus ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte. Köstendil de Roman vatandaşlar için yapılmış getto mahalleleri var burada yaşayan Roman vatandaşlardan elektrik, su, temizlik vergisi alınmıyor çünkü seçim zamanı Romanlar kime oy verirse o parti iktidar oluyor.

Kent merkezine girişte geniş caddeler büyük bulvarlar bizi karşılıyor. Toplu ulaşım bu kentte muazzam şekilde organize olmuş durumda. Banliyölerden kent merkezine her türlü alternatif düşünülmüş metro, traleybüs, otobüs, toplu taşıma için kullanılan küçük araçlar taksiler mevcut.

Şehrin solunda ki dağlar Vitoşa dağları. Bu şehir için dağlar ve kubbeler kenti denir. Etrafı dağlarla çevrili dümdüz bir alana kurulmuş. Çok fazla hiristıyanlık binası ve kilise de bulunmakta. Yine sağ tarafta arena diye bilinen en büyük stadyumu görüyoruz..

Kıbrıs'a Özel üniversiteye gidenlerin olduğu dönemde,  birçok Türk genci fiyatlarında uygun olmasından dolayı gelip burada okumuş hatta denklikte verildiğinden  Türkiyede rahatlıkla işe girebilmişlerdir.

Bulgaristan tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeter, ihracat yapabilir konumda. Bunun dışında gelip geçen tur grupları da ciddi anlamda gelir kapısı oluşturmakta. Bu yol Avrupa'ya açılan yol olması sebebiyle gurbetçilerimizin en çok kullandığı yoldur aynı zamanda ticaret yolu üzerinde olunca tırlar da bu yolu kullanmaktadırlar.

Alexander Nevsky Katedrali: İçeriye girerken fotoğraf çekmenize izin verirler fakat çıkışta siyah yelekli bir kişi gelip sizden fotoğraf parası talep edebilir foto için 5, video için 10 euro.

Bulgarlar ortodoks olmakla beraber, Osmanlı hakimiyetine girdiklerinde İstanbul'daki Ekümenik Fener Rum Patrikhane'sine bağlanıyorlar. Fakat bu durumdan hoşnut olmadıklarını dile getiriyorlar. Çünkü kilisede rumca konuşulmaktadır. Osmanlı da denge politikası çerçevesinde, sizin başpiskoposluk merkeziniz Sofya olacak diyor, daha bu bina yok iken arkada ağaçların arasında gözüken büyük yapıyı inşa ediyorlar ve  siz kendi din adamlarınızı yetiştirebilir ve ülke genelinde kiliselere tayin edebilirsiniz diyorlar. İstanbul'da da Demir Kilise denilen bembeyaz bir kilise var. Portatif, sökülebilir takılabilir, hatta geçen yıl 16 milyon lira restorasyon masrafı ile tüm dini liderlerin katılımıyla  açılışı gerçekleşti. Bulgar ortadoksların  İstanbuldaki göstergesi bu kilise .

Bu yapı Osmanlı -Rus savasında hayatını kaybedn 200 bin rus askerine ithaf edilmiştir.Yan kubbeler ve ana kubbesi yani en buyuk kubbe, gerçekten altın ile kaplı, çan kulesinin bulunduğu yerdeki çanın ağırlıda 25 ton civarında. Saatbaşı çanlar çalar. Cumartesi Günü saat 10.00 da en büyük ayin gerçekleşir saat 11.00 - 12.00 gibi de eğer varsa nikah törenleri düzenlenir. Saat 14.00- 14.30 gibi de vaftiz törenleri yapılır.

Yani burada hayat saat 10.30 itibariyle başlar.

En büyük devlet üniversitesi Sofya Üniversitesi onun hemen devamında arka tarafa doğru devam eden siyah çatılı bina ulusal kütüphaneleri.

Sağ tarafta parlemanto binası bulunuyor. 250 tane milletvekilleri var ama bizde olduğu gibi etraflarında güvenlik çemberi, kapısında polis yok burada sadece meclis toplantıları yapılıyor haftada 2 yada 3 gün . Çalışma ofisleri; bu istıkamette tepesinde  Bulgaristan bayrağı dalgalanan büyük bina ki  başbakanlık binası oluyor, hemen onun karşısında çalışma ofisleri binası var. Bu binaların altları da cafe, restorant. Yani mesai saati dışında yemekte, kahvede direkt halkla bereber yakın temas halindeler. Halkın nabzını sokakta tutuyorlar.

Şehirle aynı ismi taşıyan Ayasofya kilisesi: Sofya bilgelik demek. Ayasofya kutsal bilgelik demek. Ayasofya kiliselerinin en güzeli de İstanbul'dakidir. Bu bir Roma yapısıdır. Taşlarından, tuğlalarından anlıyoruz. Hemen aşağı baktığınızda arka fonda yanan bir ateş var, sönmeyen ateş deniyor buna, Balkan Ülkelerinin çoğunda görüyoruz bunu. Bu antik kentlerden kalma bir gelenek, her kentin giriş kapısı bulunur o kentin giriş kapısı altında da buna benzer bir ateş 7 gün 24 saat boyunca yanar, kentin özgür ve bağımsız olduğunu sembolize eden bir olaydır.

Karşıda görülen dükkanlarda içerde görülen fresklerin, ikona halinin satışları yapılmaktadır. Hz isa, Hz Meryem ikonaları. Bulgarların ikinci dünya savaşında Alamanlarla işbirliği yaptığını söylemiştik. İkinci Dünya savaşından kalma Alman askerlerine ait mataralar, kişisel eşyalar, madalyonların satıldığı dükkanlar vardır burada.

Bulgar krallığının kurucusu Çar Simeon Heykeli; genellikle heykellerde doğum ve ölüm tarihi yazar ama burada durum farklı, görev yaptığı tarihler yazılmıştır.  997-1014. Bu kadar kısa bir sürede ülke sınırlarını genişletmiş olup, o dönemde başkent sayılan Makedonya'nın  Ohrid şehrine  adını veren kişi olarak tarihe geçmiştir. Yapmış olduğu savaş neticesinde askerlerinden 5 bin tanesi esir düşünce, düşman bu 5 bin askeri Ohrid Kalesi'ne yüzer yüzer gönderiyor ve ilk yüzü gönderirken sağ gözü , ikinci yüzü gönderirken sol gözü ...oyarak gönderiyor. Slav dillerinde rid tepe demek, Ohrid te tepede yer alıyor, oh ta bizdeki ohhh mantığı ile bu askerleri gördükçe Ohrit diyor. Çar Simeon'un gözlerinin içine baktığınızda çok sinirli ve  gerçekçi olduğu hissine kapılabilirsiniz.

İkinci kilisemiz Ruski  kilisesi; kendi personeli ki hemen arkada Rus Konsolosluğu bulunmakta imiş, daha çabuk ve kolay ibadetlerini yapsın diye yapılmış .

Ana caddenin devamında o dönemde orduevi olarak kullanılan bina , Mustafa Kemal'in basına yansıyan ilk fotoğrafının çekildiği yerdir, bir yeniçeri kıyafetiyle. Bulgarların ulusal gününde kendisini davet ederler ve bu davete katılan tüm diplomatlar baloya gider gibi kendi ülkelerini temsil eden kıyafetler giyerler, kendiside İstanbul'dan bir yeniçeri kıyafeti talep eder, vermek istediği mesaj şudur; bir dönem bu topraklar Osmanlı hakimiyeti altında idi, bu kıyafetler altında yönetiliyordunuz. Ve o akşam kıyafeti en çok beğenilen kişi olmuştur.

Atatürk 'le ilgili ikinci olay;  Bulgaria Oteli olarak bilinen yer  ve hemen altında da Bulgaria Pastanesi var. Önde gelen diplomatların gidip kahvaltı yaptıkları yer. Mustafa Kemal, bir sabah kahvaltısı için gittiğinde köylü bir vatandaş geliyor malzemelerini çıkarıyor ve bir dilim kek ve süt istiyor, Şef garson  kıyafetinin uygun olmadığını gitmesi gerektiğini söyleyince köylü; sen bana ineğimden ürettiğim bu sütü mü vermiyorsun, benim ürettiğim undan yapılan bu keki mi vermiyorsun deyip gitmiyor kahvaltısını yapıyor ödemesini yapıp ayrılıyor pastaneden. M. Kemal de defterini açıp bir not düşüyor. Benim köylümde bu bilince ulaştığında  biz millet olabiliriz diyor ve ilave ediyor. Köylü milletin efendisidir.

Resmi Geçit Törenlerinin yapıldığı yerin hemen karşısında ulusal sanat galerisi bulunuyor. Bulgarlar  kültürden sanattan edebiyattan tarhten ne olursa olsun tüm ekonomik kriz zamanlarında, savaş zamanlarında bile ayrılmamışlar. Küçük çocukları ellerinden tutarak öğretmenleri tüm etkinliklere getirmişler, getiriyorlar. Anlıyor yada anlayamıyor önemli olan oradaki havayı soluyor olmaları. Meydanda görülen gri çatılı bina askeri bandosunun bulunduğu bina. Bizim ülkemizde de eskiden pazartesi ve cuma günleri bayrak törenleri yapılrdı burada da askeri bando, bayraklarını milli marşları eşliğinde göndere çekiyorlar.

Meydanda boş bir alan etrafında küçük küçük taşlar olan yerde Georgi Dimitrov'un anıt mezarı varmış ama Bulgarlar komünizm gitti, lider de gitti diyerek mezarı almışlar ve temsili bir boşluk olarak kalmış heykelin bulunduğu alan. Meydanın en büyük parkı ve arkasında en büyük tiyarto binası. Kendisini operaya davet ediyorlar bir akşam. Opera dönüşü geri geldiğinde yaverlerinden Şakir'e ''kalk Şakir kalk, biz bu Balkanları niye kaybettik ben anladım'' diyor. ''biz burada yaşayan halkı basit, köylü, ucuz insanlar olarak gördük oysa bunlar sanata, edebiyata, müziğe önem veriyorlar işte biz burayı atladık'' diyor. Atatürk en çok sevdiği Tosca Operası'nıda ilk kez burada izliyor

Gerçekten bunun da etkisi var. 90 lı yılların sonlarına doğru burayı ziyaret eden Mustafa Balbay, Balkan Günlükleri diye bir kitap yazıyor. İstanbul'dan çıkıp bir günde ancak bu şehre ulaşabiliyor ve yolculuk esnasında yanında Sofya'da yaşayan bir Türk'e denk geliyor ve sohbet ediyorlar, sabaha karsi 5.30 - 6.00 gibi buraya ulaşıyorlar. Kahvaltı için Türk ona bir kaç yer gösteriyor. Yürürken parkta sokak lambası altında okuyan birini görüyor Balbay, Evsiz barksız ama edebiyat aşığı olarak düşünüyor. Yanındaki Türk bunların poposu bile bizden daha çok okumuştur diyor. Gerçekten de  ekonomik krizin çıktığı dönemde tuvalet kağıdı almakta güçlük çeken Bulgarların daha önce okuyup istifledikleri gazete kağıtlarını bu amaç için kullandıklarını öğreniyor.

Komünist dönemdeki parti binası gözümüze çarpıyor, üçgen bir yapısı var, en büyük, devasa bina, günümüzde başbakanlık binası olarak kullanulıyor, 4 katlı olup koridorlarının uzunluğu 2.5 km olduğu söyleniyor.

Gül kokulu metro istasyonuna geldik. Bulgaristan'ın Kazanlık denilen bir bölgesi var. Bizim Isparta da olduğu gibi gül üretimi yapılıyor. Kremler, yağlar, kolonyalar satılıyor bu metroda, aynı zamanda Serdica Antik Kentininde girişi burası.

Metrodaki dükkanların vitrinlerinde  mitolojik hayvan oyuncakları gördük. Bulgarlar'da bir gelenek  varmış, yemek pişiriliyor, o yemeğin kokusunu bastırmak için de kabak tatlısı yapılıyormuş cadı bayramına benzer bir ritüelle çocuklar şeker toplamaya çıkıyorlar, yüzlerini kötü kötü boyuyorlar korkunç hale geliyorlar, şeker yada tatlı istiyorlarmış, ''Bocuk gelecek sizi yiyecek, tatlı verirseniz sizi es gececek.''diyorlarmış. Bocuk gecesi adı altında, Keşan'ın Yenimuhacır Köyü'nde de senede bir defa kışın böyle bir ritüel yapılıyor.

Serdico Antik Kenti'nin altı tamamen boş, kanalizasyon sistemi var, etrafında da dükkanlar var. Ayrıca  hamamları ve umumi tuvaletleri (latrina) görebilirsiniz. Soylu bir ailenin oturmuş olduğu sekenelerin olduğu havuzlu bir alanı gördük. Gaziantep, Antakya da dünyanın en güzel  mozaik örnekleri vardır. Avlusu mozaik taşlarla döşenmiş, soylulara ait bir çok yerleşim alanı sergilenmektdir. O dönemde soyluların herbir işi için bir kölesi bulunmaktaydı.  Yemeğini yapan, banyosonu yaptıran hatta kışın latrinalar soğuk olduğu için vatandaş hacetini gidermeden önce gidip taşı ısıtan köleleri vardı. Zengin adam hiçbir iş yapmayıp yan gelip yatınca sadece  düşünüyor ve böylece antik çağda da felsefe akımı doğuyor.

Serdica Antik Kenti eski bir yerleşim yeri. 60 lı yıllara kadar bihaberler, metro çalışmaları ile ortaya çıkıyor kent. Hafta sonları burada çocuklar için etkinlik alanları kuruluyor.

Ayasofya Heykeli yada Milenyum Heykeli'nin olduğu yerde  Dimitrov'un heykeli varmış,  kendisi gidince heykelinide buradan söküyorlar ve Milenyum Heykeli'ni dikiyorlar. Sağ elinde bir çelenk var. Çıkış kökeni de Anadolu, bizim Antakya'dan çıkıyor. Dafne ve Apollon öyküsünden. Tanrı Apollon,  çok güzel olan Dafne'nin peşinden koşuyor ona sahip olmak istiyor ama Dafne tanrılara yalvarıyor vücudunu bir ağaca, kollarını da dallara çeviriyor, yani defne ağacı oluyor. Apollon'da diyor ki bundan sonra her yiğit, her asil, her dövüşçü senin adına yarışacak. Dallarından koparmış olduğu yapraklardan çelenk yapıyor. Olimpiyatlarda kullanılan çelenk bu çelenk . Soldaki elinde de bir baykuş var. Anadolu'da bu kuşa Puhu kuşu da denir. En akıllı kuştur. Akıl ve bilgeliğin sembolü olarak oraya koyuyorlar. Bazı Avrupa ülkelerinde 2 euro ların  üzerinde baykuş resmi vardır.

Buradaki muhafazakar ortadokslar bu heykelin kente hiç uygun olmadığını söylerler, vücut hatları oldukça belirgin olduğundan. Karşıdaki dağ Vitoşa dağıdır . Bu dağın bitiminde de trafiğe kapalı bir cadde vardır. Gece hayatının canlı olduğu cadde. Vitoşa caddesi diye geçiyor.

Antik kenti geçtikten sonra kiliselere ulaşıyoruz. St Petka  Kilisesi bu kilise niye aşağıda diye düşünecek olursanız. O dönemde  bölgeden sorumlu olan Osmanlı Paşası atının üzerine binip gezerken kiliseler onun boyunu aşıp geçmemesi gerektiğinden zemin altında kalmıştır kilise. St Petka Kilisesi Yeraltı Kilisesi olarakta anılır. Tam karşıdaki binanın altında happy yazısı görünür, arka fon siyah, ön kırmızı renktedir, buranın en ünlü kafe restoranıdır. Sebebi ise mini etekli kızların servis yapması ve de biskolata reklamında  oynayan erkeklerin  servis yapıyor olmasıdır. Saat 11 de açılıyor önceden rezervasyon yapmanız gerekiyor. 18 üstü ve 65 yaş altı şartı var girebilmek için.

Banyabaşı Camii; tek aktif Osmanlı eseridir.  Hacı Osman Molla tarafından vakıf ediliyor. Çoğu Mimar Sinan eseri dese de onun buraya geldiği konusunda kati bilgi yoktur, 16 yy da yapılmıştır. Burada Türk nüfusun yanında kaçak yollarla gelip, burada yaşamayı tercih eden  mülteciler de var onların uğrak noktasıdır. Türkiye'nin de bu camiye desteği vardır.

Bulgaristan'ın eti, bisküvisi herkesçe bilinir. Bir de çok meşhur mavi kremi var, zdrave krem. iyi krem Zhenski pazar da bu kremi bulabilirsiniz 1.5 euro.

Sofya'dan çıktıktan sonra sınırkapısı Kalotina'ya  kadar 10- 12 km tek tek döşenmiş arnavut kaldırımlı yoldan yolculuk kalitesini sıfıra indiren yollardan geçiyoruz.

 

Bu yazıyı yazarken Rehberimiz Sabri Kılıç'ın bilgilerinden faydalandım.

 

 

Bu yazı Genel Kültür, Gezi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir