FRANSA (Nazike Yaşır gezi notlarından alıntı)

Yola düştük, rotamız Fransa’nın kuzeydoğusunda yer alan Metz bölgesinde, bir ada üzerindeyiz. Moselle ve Seille nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş, yaklaşık 3000 yıllık geçmişe sahip bir ortaçağ kasabası ve çok iyi korunmuş bir bölge. Komedi Meydanı denilen alanda tiyatro ve opera binası bulunuyor ve Fransa’nın halen kullanılan en eski tiyatro – opera binası. Fransız İhtilali’nde bu meydanda kurulan giyotinlerde onlarca kişi idam edilmiş. Tanrı’nın Işığı Kilisesi’ndeyiz. Gotik tarzda yapılmış. İlk hiristiyan din şehidi Stefanos, Yahudiler tarafından taşlanarak öldürülmüş ve parçalanan her bir uzvu kiliselere gönderilip onun adına kiliseler yapılmış. Rehberimiz, ilginç bir bilgi verdi. Kilisede kadınlar adet gördükleri için hep sol tarafa oturuyormuş,(bugünde geçerli mi bilmiyorum) tarih boyunca erkekler kadınlardan hep korkmuşlar. Metz’de meydanda sandık, çekmece, sandalye gibi farklı malzemelerin kullanıldığı ve bu malzemelerle çiçek düzenlemelerinin yapıldığı ilginç bir alanı gezdik. Bu bölgede çiçek festivali yapılmış ve bu düzenlemeler festivalden kalan sergi alanlarıymış.

Şampanyanın başkenti Reims’e gidiyoruz. Yol kenarında küre, daire, ve kare biçiminde formlar gördük, bu bölgede çok kaza olduğundan gece sürücülerin dikkatini çekmek ve uyarmak için gece bu formlar ışıl ışıl parlıyormuş. UNESCO Kültür Mirası olarak kabul edilen Reims Katedrali görkemli bir yapı ve 25 kralın taç giyme törenine tanıklık etmiş ve katedral duvarına bu kralları isimleri yazılmış. Katedralde toplam 2303 heykel var. İçeri girdiğinizde vitrayların güzelliği başınızı döndürüyor. Katedralde çıkan yangında bazı vitraylar zarar görmüş onun yerine modern sanatın göstergesi vitraylar yapmış bazı sanatçılar. Katedralde Baba, Oğul ve Kursal Ruh adına daima üç kapı var. Katedral Meryem Ana’ya ithaf edilmiş. Katedralin içinde daha 12 yaşında ülkeyi kutaracağına dair Tanrı’dan sesler duyduğunu iddaa eden ve erkek kılığına girerek Fransa’yı kurtaran ve cadı olduğuna hükmedilerek yakılan ve 490 yıl sonra kilise tarafından azize ilan edilen Jan Dark’ın heykeli var. Ayrıca Güney Afrika Lideri Özgürlük Savaşçısı Nelson Mandela’nın ayakkabıları bir vitrinde sergileniyor.

Rehberimizin korkulu rüyası, cehennem dediği Paris’e gidiyoruz. Gezimizin ikinci günü 14 Temmuz ve bu tarih Fransa Ulusal Günü ya da Bastille Günü. 14 Temmuz 1789 tarihinde Fransız ihtilali sırasında Bastille hapishanesi halk tarafından basılmış ve kraliyetin hükmüyle hapse atılan ve itiraz hakkı bulunmayan mahkumlar serbest bırakılmış. Kaçırılmayacak bir tören dedi rehberimiz. Gündüz geçit töreni, savaş uçakları ve ordunun gücünü gösteren tanklar, toplar… Gece de Eyfel Kulesi’ni merkez alan ve yarım saat süren muhteşem havai fişek gösterisi. Pek mutlu olduk ama bizi öldüren kurşunu attı rehberimiz. Otobüsle gece şehre girmek bayram olduğu için yasak, kendi imkanlarınız ile gitseniz bile hiç tavsiye etmem, sıkıyönetim var, bu gece eylem bekleniyor ayrıca dünyada hırsızlığın en çok olduğu kent, bu gece çok kalabalık olduğu için risk çok fazla dedi. Her şeyi göze aldık, telefonlar edildi araç ayarlandı. Şanzeli’den geçerken ünlü markaların vitrin canlarını korumak için kalın tahtalarla mağaza girişlerini ve vitrinlerini boydan boya kapattığını gördük. Eylem olacağı beklentisi ve bu eylemlerde maddi hasarın çok olması mağazaları bu tarz tedbirler almaya itmiş. Her yerde güvenlik görevlisi vardı. Bu görüntülerden sonra gösteriye geleceğim diyenlerin sayısı hızla düştü ve muhteşem havai fişek gösterisini otel odasında canlı yayında, gezi grubundaki arkadaşımızın yanında getirdiği takımla pişirdiği Türk kahvesi eşliğinde seyrettik. O gece eylemlerden dolayı 80 kişinin tutuklandığını öğrendik.

 

Paris’e günde 1 milyon 260 bin araç giriyormuş. Çok ağır ilerleyen bir trafikte kente giren araçların yoğunluğu bu inanılmaz rakamı doğruluyor. 6 saatlik park ücreti 50 euro, kentin park ücreti çok yüksek. Turizm 12 ay ve yılda 35 milyon turist geliyor. Seine Nehri olmasa Paris, Paris olmazdı dedi rehberimiz. Nehir üzerinde 37 köprü var, kentin altında 2 bin kilometre uzunluğunda; elektrik, kanalizasyon, metro düzeni var. Modanın başkenti Paris’te ünlü mağazalar ilk çıkan ürünlerini Şanzelize’de sergiliyor. Bu caddede sağ tarftaki mağazalar daha prestijli markalar tarafından tercih edilmiş çünkü insanlar caddenin güneş gören bu sağ tarafında yürümeyi tercih ediyorlarmış. Dünyanın en önemli markaları cadde boyunca sıralanıyor, bu mağazalar satıştan çok dünyaya kendi ürünlerini göstermek için Paris’i vitrin olarak kullanıyorlar.

Programımızda üç gece konaklama var. Otelimiz kent merkezinden 15 km uzakta. Kent merkezindeki otellerin çok küçük odaları olduğu için misafirlerimiz memnun kalmıyorlardı o yüzden kent dışındaki otellere yöneldik, dedi rehberimiz. Gezimizin üçüncü günü şehir merkezine doğru gelirken çok yoğun bir trafiğin içindeydik. Kimi binaların tepelerinde bahçeler olduğunu, buralarda ağaç yertiştirdiklerini gördük. Şehir turu yaptık. Şanzelize’den geçerken yabancı bir ülkeye ait tek turizm bürosunun bu meşhur caddede olduğunu gördük, o büro Türkiye’ye ait, maalesef Türkiye’yi Fransızlar tercih etmiyormuş. Meşhur Zafer Takının bulunduğu yerde trafik lambası yok, dünyanın en geniş döner kavşağı burada bulunuyor, 400 metre genişliğinde. Zafer Takı Eyfel Kulesi’nden sonra Paris’teki en önemli yapı, kavşak 12 caddenin birleşim noktası ve kavşakta şoförlük ustalık istiyor. Zafer Takı’nın altı 1. Dünya Savaşı’nda kimliği belirlenemeyen meçhul askerlerin gömüldüğü yer ve 2. Dünya Savaşı’da Nazilerin işgalinde bile sönmeyen bir ateş meçhul askerlerin anısına sürekli yanıyor.

Seine Nehri turu için teknelere bindik ve nefis bir yolculuk yaptık. Notre Dame Katedrali’nin etrafı kapatılmış, turumuz programında burayı gezmek vardı, maalesf uzaktan bakmakla yetindik. Eyfel Kulesi’ne çıkmak için uzun bir kuyruk bizi bekliyordu. Bir gün önce ulusal bayramları olduğundan kule ziyarete kapatılınca, dün giremeyenlerde gelince kuyruk daha da uzamış. Ülkede sıkıyönetim olduğu için, adeta havaalanına girer gibi sıkı bir güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz. Bu demir yığını için bukadar beklemeye değer mi diye söylenip duruyorsunuz ama yukarı çıkınca fikriniz değişiyor. İkinci kata kadar asansörle çıkıyor, daha üst katlara çıkmak için ayrıca ücret ödüyorsunuz. ya da 1665 basamakla kulenin en yüksek katına çıkıyorsunuz. İkinci kattaki manzara muhteşemdi. Kent planının güzelliğine hayran kalıyorsunuz. Kahve eşliğinde bir müddet manzarayı seyrettikten sonra merdivenlerden birinci kata indik . Kulenin inşa öyküsünü video ve fotoğraflarla anlatan bölümde vakit geçirdik ve manzaraya bakarak oda arkadaşım Işık’la merdivenlerden inerek zemine ulaştık.

Gece 23.00 da Lido Show denilen Paris’in en meşhur gösterisine gitmek için hazırlandık. Bu eksta turu alan sekiz kişiydik. Limuzin tarzında bir araç bizi otelden aldı, araç sahibi Türk, iki üniversite bitirmiş, vatandaşlık almış, ve Paris’te şirketi var, yanında sekiz kişi çalışıyormuş. Paris’teki altyapı çalışmaları çok sık karşımıza çıkıyor dedik, Paris 2050 ‘ye hazırlanıyormuş. Yollarını elektrikli araçlara göre yeniden planlıyorlarmış, toplu taşıma sistemini moderleştirme çalışmaları varmış, drone larla sağlanacak hizmet sistemini planlıyorlarmış. Gösteri Şanzelize’de. Işıklar Kenti denilen Paris’in gece görüntüsü çok etkileyiciydi. Çok şık kadınların bir önceki gösteriden çıkışlarını, salonun yeni gösteriye hazırlanmasını beklerken izledik. Yerimiz sahnenin hemen dibiydi. Şampanya eşliğinde etkileyici bir gösteri izledik. Işıklandırma, köstüm, sunum mükemmeldi. Alçalıp yükselen sahnede yapılan buz pateni dansı yine bileklerine kadar su içinde dans eden kızlar, denge fiziki dayanıklılık zarafet ve ustalığın harmanlandığı çiftin dansı mükemmeldi. Çok pahalı bir gösteriydi ama hepimiz iyi ki gelmişiz dedik.

Gezi boyunca aldığım notları gözden geçirirken Eyfel Kulesi’nden sonra Ressamlar Tepe’si adıyla bilinen Montmartre Tepesi’ni gezdiğimizi hatırladım. Rehberimizin anlattıklarından birkaç not daha ileteyim. Eyfel Kulesi yedi senede bir boyanıyor, ve 50 ton boya kullanılıyor, boyama işlemi üç ay sürüyor. Jotun ile boyanıyor, Türkiye reklamları da buna göre yapılıyor. Kulede 2.5 milyon parça var. 18 bin parça perçinleme elle yapılmış ve dünyanın en çok ziyaret edilen yeri. Guy de Maupassant Fransa’nın ünlü bir yazarı ve Eyfel Kulesi’nden nefret ediyor ama her gün yemeğini kuledeki bir restorantta yiyor. Bu ne yaman çelişki usta dediklerinde yazarın yanıtı: O kadar çirkin bir yapı ki şehrin her yerinden görünmesine tahammül edemiyorum, kuleyi bütünüyle görmediğim tek yer burası!

İlk küvetli otel Paris’te yapiımış. Zafer Takı’nın bulunduğu yerin 12 caddenin birleşme noktası olduğunu ve dünyanın en büyük döner kavşağının burada olduğunu yazmıştım, buna istinaden çok yerinde bir benzetmeyle bu bölgeye Paris’in göbek deliği diyorlarmış. Şanzelize Caddesi boyunca binaların yüksekliği, çatı ve pencereleri aynı olmalı, binaların 2. ve 5. katlarında uzunlamasına Fransız balkonlar bulunmalı. Fransız balkonun işlevi yere kadar uzanan pencerelerden içeriye bol ışık girmesi ve bu balkonların binanın ağırlığını azaltması. Bizim yaz mevsiminde adeta evimizin bir odası gibi kullandığımız balkonlara Fransızlar yılın 300 gün hava kapalı olduğu için çıkamıyorlar. O yüzden ülkemizde yeni yapılan binalarda kullanılan Fransız balkon tarzı bana hep gereksiz gelirdi. Balkona çıkamayacak kadar dar yere niye balkon denir ki derdim meğer binanın ağırlığını azaltıyormuş. Her sokağın köşesinde bir rakam ve bulvar adları yazılı. Paris aynı zamanda kokunun başkenti. Parfümün bitki esans oranı %25 ve pahalı bir ürün, ışığa ve ısıya maruz kalmazsa ömrü sekiz yıl, eau de parfüm de ise bitki oranı %15 ve ömrü üç yıl ve parfüme göre daha ucuz bir ürün. Söz parfümden açılmışken unutamadığım bir roman olan Patrıck Süskınd’ın Koku adlı eserini önermeden geçemeyeceğim. Okuduktan sonra bu kitabın filmi asla çekilemez derken yanıldığımı filmi izlerken gördüm çok başarılı bir uygulama. Monmarte Tepesi’ne gitmek için yola çıktık. Picasso, Salvador Dali, Van Gogh, Renoir gibi sanatçılarım mekanı Ressamlar Tepesi’ndeyiz. Otobüsümüz bizi belli bir noktada indirdi, adı üzerinde tepe. Dar yollardan yokuş tırmanacağız. Bu bölge yukarıda saydığım ünlü ressamların yaşadığı dönemde Paris’in kirası ucuz semtleri arasında. Bohem yaşantıya sahip sanatçıların bir araya geldiği bu bölge aynı zmanda kabarelerin genelevlerin yoğun olduğu bir yermiş.Yokuş tırmanmadan önce karşı caddede kırmızı renkli bir değirmen gösterdi rehberimiz. Moulin Rouge meşhur can can dansının görkemli revülerin sergilendiği yer. İşlevine bugünde devam ediyor. Nicole Kıdman’ın başrolde oynadığı aynı adla ödül alan (Moulin Rouge) filmi bu bölge dikkate alınarak çekilen etkileyici bir film. Rehberimiz bizi bir fırına götürdü. Baget ekmek Fransa’da sevilen bir ürün, parasını ekmeği uzatan kişiye değil bir makinenin içine koyuyorsunuz, satıcının elinin paraya değmemesi için. Paris Fırıncılar Derneğinin düzenlediği bir yarışmada en büyük ödülü aldığını gösteren amblem vitrinde görünüyor. Bir cafenin önünden geçiyoruz, rehberimiz burayı hatıtladınız mı diye soruyor. Çoğumuz ilk kez geldiğimiz için birbirimize baktık ünlü Amelie adlı filmde, film kahramanının çalıştığı cafe imiş. Yaşadığı ev ve alışveriş yaptığı marketi gösterdi . Bu filmi seyretmiştim, rehber söyleyince hatırladım. Kiliseler, müzeler, cafeler, restorantlarıyla çok renkli bir bölge Ressamlar Tepesi .

Dahanelerneler.com ilavesi: Rehberimiz Ressamlar Tepesinde iki saatlik serbest zaman tanıdı. Arkadaşlarım birşeyler yemek içmek istediler. Ben onlardan ayrıldım . Tek başıma çevreyi dolaştım. Önce sokak şarkıcısı Zaz’ın ünlenmeden önce şarkı söylediği sokak başına gittim. Tam da o yerde bir poz verdim . Sonra Sacre Coeur Bazilikasına gittim. Sacre Coeur Kutsal Kalp anlamına geliyor. İsa’nın kutsal yüreğine ithafen bu ad verilmiş. Bazilikayı ziyaret etmeden önce Paris ‘i birde buradan seyrettim, merdivenlere oturarak. Tarihi binaları, yeşil dokusu beni bir kez daha büyüledi. Birden Amelia filmi aklıma geldi. Filmin çekildiği bölümlere gittim. Birkez de oradan baktım hem Paris’e hem Sacre Coeur’a. Önümde muhteşem bir manzara, arkamda muhteşem bembeyaz bir eser…. beni içeri doğru çekti. İsa nın beyazlar içinde göğe çıkışı resmedilmiş dev mozaik etkileyici..İçerde İncil’den okunan bab, ibadet eden hiristiyanlar, mum dikenler, u şeklinde turlayarak ziyarette bulunanalar, ve benim gibi oturarak izleyenler…

(Kilisenin beyazlığından bahsetmiştim; yapı malzemesi kalker taşı, yağmur suyu ile tepkimeye girince çamaşır suyu ile yıkanır gibi her yağmurda kilise kendi kendini yıkıyor, bir de sonradan öğrendim burada sürekli incilden bölümler okunuyor, hani bazı camilerde nasıl sürekli kuran sesi duyarsınız…) Buradan çıkınca Ressamlar Tepesi’nin arka sokaklarına gittim. Amelia’nin çalıştığı cafe ve alışvriş ettiği marketi bir kez daha ziyaret ettim. Güzel bir filmdi…

Empresyonist ressamların buluşma noktası olmuş Ressamlar Tepesi. Bu akıma dahil sanatçıların kullandığı Le Bateau Lavoır adlı atölyeyi gördük. Yaptıkları resimlerin boyası kurusun diye ressamların eserlerini koydukları vitrin gibi bir yeri gösterdi rehberimiz. Birçok ressamın katıldığı pansiyonun önündeyiz, pansiyon duvarına sanatçıların isimleri yazılmış. Herhangi bir lüksü olmayan ısıtma sisteminin sorunlu olduğu bir pansiyon burası. Yaşadıkları dönemde yaptıkları resimlerden para kazanamayan birçok ressam öldükten sonra ünlenmiş, rahat eden de mirasçıları olmuş. Dolaşırken bir dans okulunu gösterdi rehberimiz, can can dansının öğretildiği okulmuş. Kalabalık bir turist grubunun bulunduğu yerde Aşk Duvarı adı verilen ve 250 farklı dilde seni seviyorum sözcüklerinin yazılı olduğu bir duvar gördük. Bu duvar küçük bir parkın içindeydi. Duvarın üzerinde kırmızı boya lekeleri, kırılan kalbin simgesiymiş. Sokakları dolaşırken rehberimiz duvarda sadece göz olan küçük bir figür gösterdi . Montmarte Tepesi’ndeki sokakların duvarlarına insan uzvunun parçalarını simgelyen küçük kalıpların nerede olduğunu tespit edip insanı tamaladığında 50 bin euro para ödülü kazanıyormuşsunuz. Uzuvları tamamlayan kişiden sonra sokakların duvarlarına konan küçük kabartmaların yeri ve biçimi değişiyormuş. Para ödülü sponsorluğunu ünlü şirketler üstleniyormuş. Duvardan geçen adamın, daha doğrusu tam geçmeyip vücudunun yarısı geçmiş bir adamın yanından geçtik. Hikayesi; Marsel Aym adlı bir Fransız yazar ve romanlarda mekan hep Montmarte. Dutilleud adındaki öykü kahramanının duvarın içinden geçme özelliği var ve bunu hep hayatını kolaylaştıran bir özellik olarak kullanıyor. Evli bir kadınla sürdürdüğü ilişkiyi kıskanç koca fark ediyor. Öykü kahramanı Dutilleud sevgilisinin kocası aniden eve gelince duvar içinden geçmeye çalışırken bu özelliğini yitirdiğini görüyor ve duvar içine hapsoluyor. Görkemli bir villa gördük. Antalya konserinde başarısız olan ve yuhalanan ünlü sanatçı Dalida’nın Antalya dönüşü bu evde intihar ettiğini öğrendik. Paris’in bu bölgesini çok beğendim. Rehberimiz tax free denilen vergi iade sisteminden bahsetti. Bir mağazadan aldığınız 50 euro (en az) tutarındaki bir ürünün faturasını aldıktan sonra pasaportunuzu göstererek tax free belgesi istiyorsunuz. Dönüşte havaalanında tax free bölümünde kuyruğa giriyorunuz; ürün faturası, tax free belgesi, aldığınız ürün ve ürünü alan kişi orada olunca size vergi iadesini hemen ödüyorlar. Aldığınız belge birçok ürünü alıp toplam 50 euro olması değil herbir ürünün bedeli 50 ve üstü olmalı. Bu oran ülkeden ülkeye değişiyormuş. Ressamlar Tepesi’nde otelimize dönerken otobüsün sağ tarafında hayret nidaları duyduk. Naktığımızda yere serilmiş örtülerde çeşit çeşit işporta malı ürünler ve etrafında bir sürü insan gördük. Ey Işıklar Kenti Paris, karizman fena çizildi.

Paris’te son günümüz. Disneyland’a gidiyoruz. Rehberimiz; Film stüdyoları ve tema farkı olarak iki bölüm var. Sadece biri için bilet veriyoruz. Her iki bölümüde görmek isterseniz, bu istekte olan arkadaşınızı bulun, belli bir saatte yer tespit edip buluşun biletlerinizi takas edin dedi. Her iki yeride görme kararı vermiştik, daha sonra fikir değişti. tema parka girdik. Çok renkli bir dünya. Çocuklar için altı yaş üstü gitmeli bence. Anılarda yer edebilmeli ve anımsayabilmeleri için. Rehberimiz haritaları dağıttı, buluşma noktası ve saatini söyledi, akşama kadar vaktimiz var. Verilen haritaya göre gideceğimiz yerleri tespit ettik. Çok geniş bir alan, bu alanda belirli saatlerde geçit törenleri oluyor. Walt Disney’in ünlü kahramanları, müzik dans eşliğinde geçiyor, her geçit töreni birbirinden farklı ve coşkulu. İstediğiniz yere kuyruğa girip, bekleyerek girebiliyorsunuz. En çok beklediğiniz yerler Disneyland’ın en popüler yerleri. Beklemeden de girebiliyorsunuz, bunun için eksta ücret ödüyorsunuz pahalı bir giriş.(fastpass) Bu kartınızı gösterip öncelik hakkını kullanıyorsunuz, kapitalist sistem elinizdeki parayı almak için her türlü düzeni kurmuş. Alice Harikalar Diyarı adlı bölümden sonra, Small Word adlı gösteriye katıldık, bayıldım. kayıklara binip farklı bir dünyanın içine dalıyorsunuz, kanalların etrafında binbir çeşit bebekler, hayvanlar dans ederek şarkı söylüyor. Harika bir yer, bayıldım. Robinson Cruose’nin adasına gittik, çok güzel canlandırmalarla; mutfağını, evini , hayatını nasıl devam ettirdiğini anlatan çok başarılı görsellerle sizi o dünyaya götürüyorlar. Perili Köşke çok kuyruk bekleyerek girdik. Önce sizi karanlık ortamda o atmosfere hazırlıyor sonra raylar üzerinde vagonlara binip odalardan geçerek ses ışık efektleriyle köşkü dolaştırıp hayaletlerle tanıştırıyorlar, etkileyiciydi. Star Wars unutamayacağım bir deneyimdi. Yine çok uzun bir kuyruktan sonra çığlık seslerinin yankılandığı yere yaklaştıkça ”ben ne ettim de girdim bu kuyruğa ”dedim kendime ama çok bekleyince ayırdığın zamana da kıyıp çıkamıyorsun. Neyse rokete bindik, çantalarımız uçmasın diye sapını ayaklarımıza doladık ve uçuşa geçtik. Ben daha önce böyle bir şey yaşamdım. Rokete binerken kendimi cesaretlendiriyordum, bak medeni Avrupalılar çocuklarını getirmiş, korkulacak birşey olsa küçük çocuklarını bindirmezlerdi demiştim ama yolculuk bitince o medeni Avrupalıların yakasından tutup çocuklarınıza bunu yaşatmaya hakkınız yok, demek isterdim. Tam bir travma’ Gözlerimi açtığım yerlerdeki yıldızlı gökyüzü, uzay muhteşem ama gerçekten çok sert ve hızlı dönüşler yüreğinizi ağzınıza getiriyor. İnince kendimi çok azarladım. ”gelmişsin 58 yaşına, ergenler gibi ne işin vardı bu rokette” diye. Eğlenceli bir o kadar da yorucu bir gün geçirdik. Bana sorarsanız bütün günü Disneyland’da geçirmek yerine Paris’in müze ve saraylarına gitmeyi tercih ederdim. Paris’in saray ve müzelerini gezmek için bir gün yetmeyeceği aşikar, ayrıca gelip gezmek gerekiyor. Pek çok fotoğraf ve video desteğini gezi arkadaşım Işık Koyunkaya’dan ve bir videoyu da Emine Savran ‘dan destek alarak sundum, kendilerine teşekkür ederim.

Gezinin beşinci günü Paris’e veda ediyoruz. Ülkenin zenginliğine bakınca elde ettikleri refah düzeyinin, sömürdükleri ülkelerin kanından canından olduğununda farkına varıyorsunuz elbette. Afrika’daki 22 ülkenin resmi dili Fransızca üstelik onca yoksulluğa rağmen bazıları Fransa’ya sömürge vergisi vermeye devam diyor. Rehberimiz pek mutlu cehennem dediği Paris’ten ayrılıyor kendi deyimiyle cennete gidiyoruz. Asıl gezi şimdi başlıyor, Atlas Okyonusu’na doğru gidiyoruz diyor. Gideceğimiz ülkeler ırkçıdır, ülklerinde yaşayan yabancıları sevmezler ama turistlere iyi davranırlar, diyerek sanatlı bir anlatımla; Güneyliler bahçelerinde , kuzeyliler misafirlerini evlerinde ağırlarlar diyor rehberimiz. Bakalım göreceğiz. Paris’teki trafik adım adım, ambulans sesi duyuyoruz, hepimiz pür dikkat bu yoğun trafikte ambulans nasıl geçecek diye bakıyoruz. Ambulans son hızla geliyor, hızını kesmeden sağa ve sola ayrılan arabaların arasından süzülerek geçip gidiyor.Patates, şeker pancarı,tahıl ekili topraklardan geçiyoruz.Fransız tarzı patates kızartması çok ünlü. Önce düşük ısılı yağda bir iki dakika patatesi bekletip çıkarıyorlar. Yiyecekleri zaman yüksek ısılı yağda kızartıyorlar, içi yumuşacık dışı kıtır kıtır yer fıstığı püresi ile servis ediyorlar. Çok farklı sosları varmış, birisi o kadar acıymış ki, sorumluluğu üstleniyorum diye kağıt imzaladıktan sonra servis ediyorlarmış.

Manş Denizi’nn altından geçen İngiltere’ye giden tünel girişinin olduğu Lille şehrindeyiz. Tünelde gidiş-dönüş ve servis yolu var. 21 milyar dolarlık proje. Galya Bölgesindeyiz. Flaman ülkesi iki dilli. Flemenkçe ve Fransızca. Belçikadayız ve yine yolun kenarındaki bir amblemle yeni bir ülkeye geçiyoruz. Brugge, bir Ortaçağ kenti. Araçları ve modern giyimli insanları bir kenara çektiğimizde rahatlıkla Ortaçağda geçen bir filmi Brugge’de çekebilirsiniz. Kenti nehir yoluyla gelenler kurmuş. Kuzeyin Venedik’i diye adlandırılıyor kent. Bütün kanallarda kuğu var ve kuğu kentin sembolü. 17. yy dan itibaren Brugge hiç değişmemiş. Kanallardan ötürü, rutubeti önlemek için her evde şömine yakılıyormuş. Aynı zamanda kent bir Başpiskoposluk merkezi. Meslek loncalarının olduğu binalar ve Mark-Pazar yeri(market) kentin önemli bölgeleri. Belçika danteli ünlü, Brugge’da dantelden yapılmış kent planını gösteren bir harita ilgimizi çekti. Waffle, çikolata ve bira adeta Belçika’nın olmazsa olmazı. Brugge’da pek çok müze var bunlardan biri de bira müzesi , bira yapımı öğretiliyor, biranızı yapıyorsunuz, şişenin üzerine adınızı yazıp teslim ediyorlar, tabii ki, belirli bir ücret dahilinde. 1100 çeşit bira var Belçika’da, 450 bira çeşidi de endüstriyel. Kutsal Kan Kilisesi, İsa’nın çarmıhtayken damlattığı kanın sergilendiği kilise. Kent, Unesco Dünya Mirası listesinde, mücevher gibi bir şehir.

Bu yazı Şiir kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir