Sırbistan Gezisi

Screenshot_20190816-112129_Samsung Internet
Screenshot_20190910-221612_Samsung Internet
20190817_183218
20190817_183249
20190817_184310
20190817_184144
20190817_184130
20190817_184112
20190817_184059
20190817_183813

Aziz Sava Katedrali

 

20190817_184451

Protesto yürüyüşü

20190817_184556
20190817_184404
20190817_184509
20190817_184607
20190818_080811
20190817_184542
20190817_192255

İstanbul Kale Kapısı

20190817_192242

Melih Gökçek Parkı

20190817_191706

Saat Kule

001
006

Tuna ve Sava Nehirlerinin birleştiği nokta

002
010
012
013

Zafer Heykeli

014
015
016
017
020
021

Macarlara teşekkür anıtı

Screenshot_20190909-214626_Samsung Internet
023
024

Damat Ali Paşa Türbesi

030
031
034
035
037
20190817_192357

Kale Meydanı Silah Müzesi

20190817_192407
20190817_192349

Saat Kule Kapısı

038
040
041
043
20190818_085558
20190818_085650
20190818_112244

Başkenti dağılan Yugoslavya'nın başkenti Belgrad'tır. Para birimi dinardır. Yugoslavya'dan sonra dinarı kullanan iki ülke kalmıştır. Makedonya ve Sırbistan. 120 Sırp Dinarı bir Euro'ya tekabül etmektedir.

Sırbistan'da adından da anlaşıldığı üzere çoğunlukla Sırplar yaşar. Bunun dışında Boşnaklar, Hırvatlar, Romanlar hatta ve hatta Arnavutlar. Sırp kayıtlarına göre 8.5 milyon nüfusları bulunurken, dışarıdan bakıldığında 6.8-7 milyon nüfusu olduğu görülmektedir, çünkü Sırplar sayım yaparken Kosova'yıda kendi nüfusları içine dahil etmişlerdir. Bunun siyasi bir takım sebepleri vardır tabiki . Lakin ne kadar harita ve nüfuslarında gösterselerde  Kosava artık bağımsız bir devlet olarak tek başına tarih sahnesine çıkmış durumdadır.

Bizim bu bölgede Sırplarla ilk karşılaşmamız Kosova Savaşı öncesi Sırp Sındığı Savaşı (1306) ile oluyor. Osmanlı Devletinin Balkanlarda ilerlemesini durdurmak amacıyla Papa destekli, Osmanlı Devletine karşı düzenlenen ilk Haçlı ordusu toplanıyor. Edirne yakınlarına kadar geliyorlar, savaşı kazandıklarını sanıp rahatlıyorlar fakat Osmanlı Devletinin ani bozgununa uğrayıp bataklıkta tüm ordu boğularak, savaşı kaybediyorlar. 1389 da Kosova Meydan Muharebesi'de yine bizim zaferimiz ile sonuçlanıyor. Murat Hüdavendigar, Osmanlı Tarihinde savaş alanında hayatını kaybetmiş tek padişahtır. Buna ikinci olarak Kanuni'yi de ekleyebiliriz. Yalnız  Kanuni'nin ömrü yetmemiş, Murat Hüdavendigar ise şehit olmuştur.

Murat Hüdavendigar'ın ölümü üzerine iki rivayet vardır. Birincisi; savaş alanında bir Sırp milliyetçisinin ölü taklidi yaparak padişahı hançerlemesi. İkincisi de, daha çok Sırplar tarafından dile getiriliyor; yenilgiyi kabul etmiş bir Sırp askeri otağında padişahı hançerlemiştir. İç organları Kosova'da bir türbede gömülü olup, bedenide Bursa'ya gönderilmiştir.

Kosova Savaşı'nda Türk Bayrağımızın rengini aldığı rivayet edilir. Murat Hüdevandigar akşam vakti savaş alanını dolaşırken, yukarıdan yansıyan ayışığı aşağıdaki şehit kanları ile bütünleşmiştir. Çok kanlı bir savaş olduğunu ve Allahım bana bir daha böyle bir zafer yaşatma dediği söylenir.

Murat Hüdavendigar'ın oğlu Yıldırım Beyazıt, Sırp Kralı  Lazar'ın kızı Olivera Despina Hatunu kendisine eş olarak  alınca Sırplarla çok yakın akrabalık ilişkilerimiz doğdu. Ve birçoğumuz Osmanlı torunları olduğumuz konusunda hemfikiriz ve Osmanlı mirasına da sahip çıkarız. Ama bir gerçek daha  vardır, Osmanlıdan önce Anadolu'ya gelen ve Türk olan topluluk Selçuklulardır.

Osmanlı Devletinin bu bölgeye gelmesi Kosova Savaşı ile başlamıştır. Osmanlı önce Rumeli devletiydi, Rumelide ilerleme kaydetti, fethetti Sonra İstanbul'u aldı.

Sırbistan'a göz koyan bir kişi daha vardı. Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'u aldıktan sonra etrafındakiler bununla yetinmeyeceğini çok iyi biliyorlardı, hedefinin Avrupa'ya, Roma'ya yürümek olduğunun farkındaydılar, o dönemde Belgrad Kale'si Avrupa'ya açılan bir kapıydı, Sırplar kaleyi güçlendirme çalışmaları yaptılar ve kuşatmanın gelmesini beklediler. Gerçekten de Fatih buraya su yolu ile geldi, çünkü karadan gelmesi oldukça güçtü, Tuna nehri üzerinden Kale Meydanı'na ulaşmaya çalıştılar. Fakat biz denizcilikte pek başarılı olamadığımızdan ve donanmada çıkan bir salgın hastalık ve de Kale Meydanında  Macarların Sırplara olan desteği,  Fatih'in kaleyi almasını engelledi ama torunu olan Kanuni'ye Belgrad Kalesi'ni almak nasip oldu. Bu günün anısına yani Macarlara olan şükranlarını ifade eden bir beyaz taş var alanda. Üzerinde Macarca ve Sırpça yazılar ve daima Macar Bayrağının yanında bir çelenk. Bu yıl 22 Temmuz'da Macaristan'ın Cumhurbaşkanı gelmiş ve Zabalj Belediyesine heykelini dikmişler.

Osmanlının bu bölgede hakimiyeti yaklaşık 400 sene sürdü bu yüzden Sırplarla aramızda 6 bin civarında ortak kelimemiz var. Yemek, giyim kültürlerimiz çok benzer, kahve kültürü de Osmanlı'dan mirastır.

Sırbistan tarımcılıkta örnek alınacak bir ülkedir, devlet tüm imkanlarıyla üreticiye destek vermekte. Büyük tarım arazilerinin işlenmesi konusunda, toprak analizlerinden başlayarak, ürününün dünya piyasasına çıkmasına kadar herşeyini destekliyor. Yani güneşli gün, yağmurlu gün sayısına göre, hava sıcaklığına göre yetişecek ürünün analizini devlet yapıyor, üretim yapılacak alanlara tohum tahsis ediyor, köylüler için kooperatifçiliği teşvik ediyor, yani bir biçerdöveri, büyük traktörleri bir kişi almaktansa birçok kişi alarak, ortaklaşa kullanıyorlar zaten bu tip araçlar senede bir yada iki kez kullanılmakta. İlaçlamayı devlet kendi uçaklarıyla yapıyor, herhengi bir yağmur yada doluda  hasar görecek ürünler önceden sigortalanıyor, hasat sonunda depolama alanlarında yine devlet desteğini alıyorlar. Yakıt keza oldukça ucuz. Durum böyle olunca da burada yaşayanlara ürünlerini keyifle üretmek düşüyor. Sırplar mısıra çok düşkünler, mısırın her çeşidi satılıyor. Yol boyunca bazı tarlaların üzerinde örtüler gördük, dolu yada şiddetli yağmura karşı ürünleri zarar görmesin diye örtülmüş. Dünyadaki ahududu üretiminin %95 ini Sırbistan sağlıyor. Rakija (rakiya okunuyor) denilen bir içkileri var. Karlofça'nın üzüm bağları ve Bermet şarabı çok ünlü. Titanic Gemisinin kaptanının gemi batmadan önce bu şarabı içtiği rivayet edilir.Sabac kenti lisanslı tohumların çıkış merkezidir. Bizdeki Osmancık princi burada ehlileştirilmiştir.

Türkiye bir dönem Sırbistan'dan et aldı. O zaman demiştik ki Sırp kasaplarından mı et alacağız? Ancak Sırbistan'da Sancak denilen bir bölge var, burada yoğun olarak yaşayan Boşnakların ekonomik hayat standartlarını arttırmak amacıyla Ziraat Bankası'nında kendilerine vermiş olduğu destek kredileri ile işlerini geliştirmeleri amacıyla böyle bir proje oluşturulmuştu ancak 80 milyonluk Türkiye'ye sadece Boşnakların  üretimi yetmeyince,  Boşnakların dışında Sırplardan da et alımı oldu. Kontrolsuz bir şekilde sağlıksız hayvanlarında gelmesi neticesinde ortalık bayağ karışmıştı. Şuan da Türkiye ile Sırbistan arasında işbirliği devam etmekte, burada Türkiye'den gelen çok fazla yatırımcı bulunmakta, gümrük kapılarında gurbetçilerin  yoğun giriş çıkış dönemlerinde, çok fazla eziyet çekmemeleri  için bazen Türk Polisleri Sırp polislerine yardımcı olmaktadırlar.

Her taraf ormanlarla kaplı yemyeşil. Burada bir müteahhit inşaat yapacağı zaman devlet ona ne kadar yeşil alan oluşturacağını, kaç ağaç dikeceğini soruyor. Bu koşullar yerine gelirse projeye onay veriyorlar.

Dağların arasından ilerliyoruz. Sol tarafımızda dere yatağı içinde tren istasyonu görüyoruz. Dimitrovgrad'tan başlayan Karadağ'da Adriyatik kıyısındaki Bar şehrine kadar uzanan demiryolunun yanından geçiyoruz. O dönem için Tito'nun yapmış olduğu en önemli yatırımlardandır. Geçtiğimiz bir çok  tünelin içinde herhangi bir aydınlatma olmadığını görüyoruz.  Ağır sanayi tesisleri ahşap, mdf, sunta, gübre, kömür, boya alanında. Evinizin önünde bir ağaç varsa ve size zarar veriyorsa onu keyfi olarak kesemiyorsunuz, cezası oldukça ağır, ilgili makamlara yazıyor, fotoğrafını çekiyor, onlar gelip tesbit yapıyorlar, kendi ekipleri müdahale ediyor ve en son fotoğrafını çekerek eğer siz daha sonra bir müdahalede bulunursanız bu fotoğraftan bunu tesbit edip ceza kesiyorlar. Belgrad'ta bir parkın içinde yürüyüş yapanlar, bisiklete binenler, evcil hayvanların gezeceği yerler ayrıştırılmış durumda. Parklar genellikle adres belirleme noktaları.

Yapay  ormanlar arasından geçiyoruz, bu bölgeleri özellikle yaratıyorlarmış doğal dengenin bozulmaması adına, burada her türlü hayvan , böcek yaşıyormuş, mısırlarına zarar verseler bile, belirli dönemlerde bu alanları avcılığa açıyorlarmış, dışarıdan domuz avı gibi bir iki günlüğüne gelenler oluyormuş bu da ekonomiye katkı sağlıyormuş.

Belgrad şehri büyüklük açısından İstanbul'u, yaşam açısından İzmir'i  hatırlatıyor. Bulgaristan'dan geçerken Sofya'daki Serdika Antik Kentini gördük. Sırbistan, Kral Konstantin'in doğum yeri olup, Serdika benim herşeyim demiştir bu kent için. Buradan çıkıp İstanbul'a kadar gelmiştir. Sırplarla akrabalık ilişkilerimiz o kadar gelişmiştirki ,  İstanbul'a surların desteklenmesi, tamirat işlerinin yapılması için Belgrad'tan aileler  getirildi çünkü Sırplar taş işçiliğinde oldukça iyiydiler, buradaki yeşilliği yetersiz gören Sırplar, bu ormanı oluşturdular ve adına Belgrad Ormanı denildi.

Osmanlı'nın burayı işgal ettikten sonra, tayin ettiği kişiler burada kontrolü sağladılar, vergileri toplayıp İstanbul'a gönderdiler kendilerine düşen payı da aldılar. Fransız ihtilailinden sonra Yunanistan'ın arkasından Sırplar ayrılma isteklerini dile getirdiler. 1806 yılında Niş kentinde çok büyük bir isyan çıktı 31 mayıs 1806. Savaş sonucu teslim olmak istemeyen Sırp askerleri, Stefan Stolovic isminde bir komutanın elindeki alevle, yanında bulunan barut fıçılarını patlatması neticesinde 1.500 kişinin ölümüne sebep oldu. Ölenlerin çoğunluğunu Sırp askerleri oluşturuyordu. Hurşit Paşa İstanbul'a iyi görünebilmek adına, hayatlarını kaybeden Sırp askerlerinin kafalarından kule yaptırıyor ve üzerlerine çimento harcı döktürüyor buna Kafa Kule denildi. 952 kafatası. Tarihsel süreçte bu kuleden kafatasları çıkarılıp gömülüyor. Niş'in yanından geçerken bir bununla ilgili bir Osmanlı yapısı göreceğiz.

Belgrad'ın nüfusu 1.5 milyon. Belgrad beyaz şehir demek beo beyaz, grad şehir demektir slav dilinde . Tam merkezdede taş çıkartılan bir bölge vardır buradan çıkarılan beyaz taşlarla şehri inşa etmişler. 878 yılından (Bulgar Kralı Boris III  dönemi) günümüze bu isim kullanılıyor. Burada tiril alfabesi kullanılıyor. Balkan ülkelerinin % 80 i bu alfabeyi kullanıyorlar.

Sofya'daki toplu konutların merkezi sistemle ısıtma bacalarını burada da görüyoruz. Belgrad'a girişte, sol taraf eski Belgrad'tır ve adres tarifleri bloklar üzerinden verilir. Blok 1 den 17 ye kadar bir yerleşim silsilesi mevcuttur. Çin mahallesinde blok yerleşim sistemi çok net bir şekilde görülür. Adaçiganlıya denilen yerleşim yerinden geçiyoruz. Çingene adası. İkinci Dünya Savaşında soykırıma uğrayan iki tane topluluk var. Yahudiler ve çingeneler. Almanlar tarafından ağır bombardımana uğrayan Belgrad şehri kendi küllerinden yeniden doğmuştur.

Sol tarafımızda Stadyum Shopping Center yazan bir alan var. Hem stadyum hem AVM. Buranın meşhur takımlarından Partizan'ın stadyumu oluyor. Partizan Tito ve Tito'ya destek olan, İkinci Dünya Savaşında Almanların durdurulmasına destek veren topluluğa deniyor.

Osmanlı Devletinin Kaptan-ı Deryası Sinan Paşa hiç te gereği olmayan bir haraket yapıyor. Aziz Sava'nın kemiklerini çıkartıp, Sırpların gözü önünde ''hadi bakalım bu sizin aziziniz hem sizi hem de kendini kurtarsın bakalım'' diyerek kemiklerini yaktırıyor. Bu Sırp halkının hafızasında büyük bir travma yaratıyor. Sırp arabalarının plakalarında bir haç işareti vardır. Haç işaretinin etrafı dörte bölünmüş durumda  ve dört tane C harfi görülür.  ''Sırplar bir arada olduğu sürece var olacaktır '' cümlesinin açılımıdır bu. Aziz Sava  Katedralinde yaşanan olay sonrasında ortaya çıkmıştır. Sırp bayrağında da bu semboller görülmektedir.

Aziz Sava kilisesi natamam yani tamamlanmamış bir yapıdır. İnşaatı 100 yılı aşkın bir süredir devam eder. Çünkü ilk yapıma başlandığında halkın yardımları vardı sonrasında Tito döneminde; Tito pozitif bilime önem vermiş bir kişi idi, dininizi yaşayın ama çokta abartmayın diyen bir liderdi ve dini kurumlara destek çıkmazdı. Halen inşaatı devam etmektedir. Avrupanın 10. Balkanların en büyük yapısıdır, 2019 yılı sonunda tamamlanacak ve ibadete açılacaktır. Dışarıdan bakıldığında tamam gibi görünsede ki bazı yerlerde hala iskeleleri kuruludur. Tamalanınca en büyük aktif ortodoks yapısı olacaktır.

Hemen sağda, ilerdeki yeşil kubbeli bina da Ulusal Kütüphane binasıdır. Ağaçların arkasında gözüken heykel Kara George. Bu heykeli kent merkezinde birkaç yerde daha gördük. Hatta Kale meydanında onun adına yapılmış bir kapı da var. İlk Sırp isyanını başlatan kişidir. Kara lakabını Osmanlı takmıştır.

Genel Kurmay Başkanlığı Binasına ilerlerken Tito'nun eseri olan geniş bulvarları, dev ağaçları, tramway, traleybüs hatlarını görüyoruz. Ve Nicola Tesla'nın evinin bulunduğu caddenin yanından geçiyoruz. Nicola Tesla Sırp asıllı. Günümüzde kullandığımız cep telefonu frekanslarından tutun da mikrodalgaya kadar, florosanın elektrik akımı üretme teknolojisine kadar bir çok icadı vardır. Birçok caddeye adı verilmiştir, hava limanın adı da Nikola Tesla olarak geçer.

Yolun sonunda sarı renkte bina merkez tren istasyonudur yalnız buraya gelmeden önce sağda ve solda iki önemli bina vardır. Burada bir Bosna Savaşı yaşandı birde Kosova Hadisesi yaşandı. Kosova olayında artık bıçak kemiğe dayandığında Nato'ya bağlı savaş jetleri kalkıp burayı bombardımana tabii tuttular ve iki tane bina vurdular. Dış İşleri Bakanlığı ve de Polis Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı Binaları idi. Bu binaların restorasyonu yapılmıyor. Bir binanın dış cephesi kapalı ve bir bayan Sırp asker resmi koymuşlar paravan üzerine, burada bu tip yapıları biraz perdeliyorlar . Nato'ya bağlı ülkelerden bir tanesi de Türkiyedir. Deniliyor ki burdaki binaları vuran Türk savaş Jetleri idi o yüzden Sırplar Türklere karşı biraz sert tutumdadırlar.

Başbakanlık Binası önünden geçerken bir protesto  grubu ile karşılaşıyoruz. Baraj çalışması yapılan bir alan varmış ve bu çalışmalar neticesinde sular altında kalacak bir kilise olup, bu çalışmaların durdurulması adına sürekli eylem yapıyorlarmış

Kent merkezine yaklaşırken ilerde sağ tarftada Türk Konsolosluğunu görüyoruz. Parlamento binası önünde sürekli yazı ve fotoğraflar görürsünüz. ABD, Kosova, Arnavutlık, UÇK(Kosova Kurtuluş Ordusu), Nato, Avrupa Birliği = Terörist Ülkeler şeklinde yazılar vardır. Sırbistan Avrupa Birliğine girecek kapasitede bir ülke ama tercihi yok, istese de giremeyecek. Merkez Postanenin hemen arkasında taş Meydan denilen bir meydan var Belgrattaki beyaz evlerinin yapıldığı taş kaynağının çıkarılmış olduğu yer. Parlamento Binası Tito döneminde de aynı bina idi karşısında da Belediye Binası var.

Tenis ve Basketbol alanında oldukça iyiler Ünlü tenisçi Djokovic'in maçlarında sokaklar bomboş olup coşkuyla maçları izliyorlarmış. Kale meydanında birçok tenis ve basketbol alanları olup daha küçük yaşta spora özendiriliyorlarmış. Yugoslavya döneminde de katıldıkları olimpiyatlarda birçok madalya kazandıklarını hatırlıyoruz.

Skadarya gece hayatının en yoğun olduğu, gençlerin tercih ettiği bir yer. Kafe, barların, eğlence mekanlarının bölgesi

Sırp TV lerinde hala Muhteşem Yüzyıl dizisnin tekrarları seyredilmekte.

Burada da Halk Bankası ve Ziraat Bankası gözümüze ilişyor.

Nihayet Kaleye geliyoruz.

Belgrat Kalesi: 2 yy da Romalılar tarafından kendi askerlerini korumak amaçlı yapılmış, farklı medeniyetlerce genişletilmiştir. Burası iki nehrin birleştiği en uygun yer olduğu için tercih edilmiştir. Eski Belgrad tepelere kurulurken, yeni Belgrad düzlük alana kurulmuştur. Kale meydanının denizden yüksekliği 133 metre olup, 53 hektar alanı vardır. Kale yapımında tuğla yı kullanan Avusturyalılar  Macarlar olmuştur. Çünkü o kadar çok taş olmayınca, tuğla fabrikaları kurup kale inşaasında kulanmışlardır. Osmanlı ve Sırpların taş kullandıkları kale 115 defa el değiştirmiş 44 defa yerle bir olmuştur. Kale deki kapılardan birinin adı İstanbul Kapısı nedeni kaleden çıkınca bu yol İstanbula kadar gidermiş. 942 km uzaklıkta.

Saat kulesinin altında da bir kapı vardır. Saat Kule Kapısı. İki kapının arasında ki açık askeri müze de, Birinci, ikinci Dünya Savaşlarından, Balkan Savaşından kalan toplar, füzeler, silahlar sağlı sollu sergilenmektedir. Sol tarafta son zamanda (1999)  Nato ile mücadelede, Sırp Ordusunun kullandığı, Rus yapımı silahları gördük.

Kale alanında kalan Osmanlı eserleri; Damat Ali Paşa'nın Türbesi ve Sokullu Mehmet Paşa'nın Çeşmesi. Kazı çalışmaları ile birçok eser gün yüzüne çıkmaktadır .Tiko nun desteği ile Sokullu Çeşmesi 2017 de restorasyon çalışmaları sonucu ortaya çıktı , ondan önce üzeri toprakla örtülüydü.

Sol tarafta bir kapı var defterdar kapısı yada gümrük kapısı o kapıdan alt şehre gidilir. Alt şehir nehirlerin kenarında olup gelen malların şehre girişi buradan sağlanırmış.

Sokullu devşirme olup 16 yy da bu çeşmeyi yaptırmış. Kanuni şimdiki Macar topraklarında Zigetvar yakınında vefat edince iç organlarını çıkarırlar ve üç askere emir verir Sokullu, iç organlarını orada bir yere gömmeleri için sonrada gömen askerleri öldürtür, Kanuni'nin naşını da bu çeşmede yıkarlar, cenaze namazını kılıp İstanbul Dış Kapısı'ndan İstanbul'a gönderirler.

Damat Ali Paşa Mora fatihidir. ikinci defa feth etmiştir. 1716 da hayatını kaybetmiştir.  Mezarı önce alt şehirde imiş sonra buraya alınmış.

Sırpların inşa ettiği Safranbolu evlerine benzeyen evler var burada. 20 yy başlangıcında yapılan, Osmanlı mimari örneği. Şuan alt katlarında Belgrad kültür mirasını koruma ofisleri bulunur.

Bir bayır var fikirtepe. Kanuni, kaleye girdiğinde ''kim isterse kalabilir, sadece vergi ödemek zorundadır'' demiştir en yakın adamları ile bu tepede fikir alışverişinde bulunmuştur. O tepenin alt kısmında Tito'nun küçük bir sığınağı vardır. Tepenin solunda 1828 yılından beri duran Zafer Heykeli vardır. Sağ kolunda kılıç, sol elinde kuş. Güç ve barış semboludürler. 14.5 metredir yüksekliği, ama çıplak olduğundan merkeze konulmasına Belgrad kadınları karşı çıkmışlar. Tam 9 yıl depoda durmuş  sonra merkezden en uzak nokta Kale Meydanına getirmişler. İlginç olan en çok fotoğrafı çekilen heykel olmasıdır.

1930 yılında Fransızlara teşükkür heykeli vardır. Birinci Dünya Savaşında çok büyük destek ve yardımda bulunmuşlardır. Mermerin üzerinde sırpça ''Fransayı seviyoruz, aynı Fransa'nın bizi sevdiği gibi 1914-1918''. Çıplak heykeli yapan aynı heykeltraş yapmıştır. Ama 1999 da Fransa Sırbistanı sevmedi Nato bombalar atarken Fransız uçaklarıda bombaladı Sırbistanı. Bu heykel uzun zaman protesto edildi siyah çarşafa sarıldı ama politika iki yüzlü bir yıl önce Fransa para verdi üst kısmını ayırdılar eski mermer taşları söktüler ve yeni mermer koydular heykelini de yeni mermer üzerine geri koydular.

Kara George Kapısı: I. Sırp İsyanının önderi George 1804 te Osmanlılara karşı ayaklanan kişidir. Sırplar, 1806 da Belgrad'ı alırlar ama Kaleyi alamamışlar ancak 1807 de bu kapıdan girerek kaleyi almışlardır. Sırpların gelmesinden sonra Osmanlı çekilmiş tekrar 1813 te Belgead'a gelmiş ve Kaleyi tekrar almışlardır. Bu sırada Kara George Tuna nehrinden Avusturya, Macaristan ve oradan Rusya'ya giderek bazı savaşlara katılır, 1817 yılında gizlice Sırbistan'a girer. Prens kendi tahtının elinden gideceği endişesini duyar ve ona suikast hazırlar. 60 km uzaklıkta gizlenen Kara George'yi uykuda öldürtüp, başını kendisine getirirler önce gözyaşı döker, çok üzülmüş numarası yapar, sonra bu kafatasını samanla doldurtarak Belgrad Paşa'sına götürür, ''sizi bu beladan kurtardık'' diyerek. Sırp tarihinde en utanç verici olaylardan biridir.

Bu kaleden çıkmadan önce beyaz bir taş vardır. Sultan Abdülaziz'in fermanı burada okunmuştur. (1867) Beş kalenin anahtarını  Prens Mihailo'ya teslim ettiği yerdir.

Kale'den çıkışta sağda bir park görüyoruz. İçinde dinazorlar olan yemyeşil park. İsminin Melih Gökçek Parkı olduğunu öğreniyoruz.

Kale meydanından ayrılıp şehir merkezini turlarken, aynen Kale meydanında gördüğümüz tipik Safranbolu evlerine benzeyen bir Türk evi görüyoruz. Giriş kısmında soru işareti şeklinde lamba yanmaktaydı. Burası eski usul kafanalardan bir tanesi. Kafana kahvehane demek, bu coğrafyaya kahve ve kahvehane kültürünü Osmanlı getiriyor. Buraya ilk kafanayı açan kişi adı kolay akıllarda kalsın diye Katedral Kafe diyor, çünkü tam karşısında katedral var, ama papaz bu duruma karşı çıkıyor ve ismi değiştirmesini istiyor adam çok düşünüyor hiçbir isim bulamayınca aklında soru işareti kalıyor ve o zaman buranın adı Soru İşareti Kafana olsun diyor.

Ve Tuna nehrinin üzerinden geçiyoruz. Sağ tarafta nehir yolu ile gelen lüks tekneleri görüyoruz. Tekne turu yapanlar da  gözümüze çarpıyor. Sol tarafta da en uçta Milenyum Köprüsü. Tam karşımızda gördüğümüz yüksek binalar Water food binaları. Bu arazi devletinmiş  kamulaştırma sonucu burayı Katar'lara satmışlar, zemin çok yumuşak olduğundan yaklaşık 3 yıl kazık çakma çalışmaları ve içerdeki suyu tahliye çalışmaları  devam etmiş, halada devam ediyormuş. Yolun sağ tarafında Inn Hotel'i görüyoruz. Rehberimiz Djokovic'in oteli olduğunu söyledi . Ayrıca dünya markası ünlü  Zepter marka tencere mağazalarını görüyoruz.

Belgrad kendi kendine yeten bir ülke olmakla beraber ofisler kentidir aynı zamanda. Dünya markalarının ofislerini bu şehirde görebiliriz.

Yolumuza devam ederken oldukça modern köylerden geçiyoruz, alışveriş merkezleri, tiyatro salonları, sağlık birimleri, okulları, mevcut evleri ile gayet zevkli  ve modern.

 

 

 

 

Bu yazıyı yazarken Rehberimiz Sabri Kılıç'ın bilgilerinden faydalandım.

 

 

 

Bu yazı Fotoğraf, Genel Kültür, Gezi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir